Açık Öğretim Lisesi Biyoloji 1 Ders Notları

yorumsuz
669

Açık Lise Biyoloji 1 Ders Notları, Açık Lise Biyoloji 1 Konu Özetleri

Biyoloji 1 Konu Özetleri

Bilimsel Bilginin Doğası Ve Biyoloji

Bilim, sistematik olarak doğadaki olayların gözlemlenip deneylerle test
edilmesinden sonraki bilgi üretim faaliyetidir. Bilimin doğasında insanoğlunun
merak duygusu, bilimsel çalışmaların nitelikleri, bilim insanının özellikleri,
bilimsel bilginin oluşum süreci ve tarihsel gelişimi vardır.


Açık Lise Biyoloji 1 Konu Özetleri

Açık Lise Biyoloji 1 Terimler Sözlüğü için tıklayın!

Açık Lise Biyoloji 1 Dersi Konu Başlıkları


Bilimsel çalışmalar sonucu ortaya konan bilgiye bilimsel bilgi denir. Bilimsel bilgi; objektiftir,  gözlenebilir, denenebilir, ölçülebilir, delillere dayanır ve değişebilir. Bilimsel bilginin kaynak ve dayanakları arasında gözlemler, kişinin deneyimleri, akıl yürütme ve daha önce yapılmış bilimsel çalışmalardan elde edilen bilgiler vardır.




Bilim insanlarının çalıştıkları alanlar, eğitimleri, ön bilgileri, tecrübeleri, beklentileri, deneyimleri, eğitimleri, bilim anlayışları, dâhil oldukları toplumun sosyokültürel değerleri ve inançları farklıdır. Bu farklılık onlara kendilerine özgü bakış açıları kazandırır. Bu farklı bakış açıları paradigma olarak
nitelendirilir. Bu yüzden aynı gözlem ve deneyler sonucu aynı verilere ulaşan bilim insanları farklı çıkarımlarda bulunabilir.

Bilimsel bilgide öznel ögeler olsa da bilim nesnelliği amaçlar. Bilimsel bilgiler güvenilir olmasına rağmen kesin, değişmez ve mutlak değildir. Bilimsel bilgiler; teknoloji ve bilgi düzeyindeki ilerlemelerle, yeni bulguların ortaya konulmasıyla, eski bulguların yeniden yorumlanmasıyla, sosyokültürel değişimlerin etkisiyle değişebilir. Bilimsel bilginin değişime açık yapısı, bilimin ilerlemesini sağlayan önemli bir özelliktir.

Bilim, hem toplumu etkiler hem de toplumdan etkilenir. Bilim insanlarının çalışmaları yaşadıkları dönemin ve toplumun sosyal, politik, ekonomik ve felsefi özelliklerinden etkilenir. Bilimsel çalışmalar da toplumu benzer yönlerden etkiler. Bilimsel yöntem, bir problemi çözmek amacıyla gerçekleştirilen; mantık, ölçme, gözlem ve deneylere dayalı, sistemli çalışmaların bütünüdür.

Bütün bilimsel çalışmalarda kullanılan standart tek bir bilimsel yöntem yoktur.  Ancak hangi disiplin olursa olsun bilimsel çalışma yöntemlerinin; problem belirleme, hipotez ortaya koyma, hipoteze dayalı tahminlerde bulunma, veri toplama ve verilerin hipotezi destekleyip desteklemediğini araştırma gibi ortak yönleri vardır.

Bilimsel teori (kuram), doğada gerçekleşen olaylar hakkında tekrarlanan gözlem ve deneylere dayalı yapılan ve arkasında güçlü deliller bulunan açıklamadır.

Bilimsel kanun (yasa), çok sayıda gözlem ve deneyden sonra aynı şartlar altında tekrarlandığında aynı sonuçları veren prensiplerdir. Teoriler ve kanunlar farklı bilimsel bilgi türleridir ve teoriler hiçbir zaman kanunlara dönüşmez.

Biyolojinin Tarihsel Gelişim Sürecine Katkı Sağlayan Bilim İnsanları




Aristo, canlıların sınıflandırılması ile ilgili ilk çalışmaları yapmıştır.

İbn-i Heysem, optik alanında yaptığı çalışmaları sonucu gözün görme olayını
açıklamıştır.

İbn-i Sina, tıp ilminde önemli çalışmalar yapmış, bu çalışmaları
ile doğu ve batı hekimliğinde 600 yıl hüküm sürmüştür.

Gregor Mendel, bezelyelerle yaptığı çaprazlama çalışmalarında bir türün özelliklerinin kalıtım yoluyla sonraki kuşaklara aktarıldığını bulmuştur.

Rosalind Franklin, DNA üzerinde yaptığı kristolografi çalışmalarıyla, DNA’nın ikili sarmal yapısının anlaşılmasına önemli katkıları olmuştur.

James Watson ve Francis Crick, 1954 yılında yaptıkları çalışmalar ile DNA’nın ikili sarmal yapısını bulmuşlardır. Bu sayede Nobel ödülünü almışlardır.

Aziz Sancar, hücrelerin hasar gören DNA’larının onarımı ile ilgili yaptığı çalışmalar sayesinde 2015 yılında kimya alanında Nobel Ödülü almıştır.

Bilimin gelişmesinde bilim insanının kişisel özelliklerinin önemi büyüktür. Bilim insanı, meraklı, şüpheci, akılcı ve öngörüsü olan iyi bir gözlemcidir. Hayal gücü gelişmiş, tarafsız ve açık fikirlidir. Fikirlerini söylemekten çekinmez. Bilim insanı, kararlı, sabırlı ve çalışkandır.

Biyolojinin Günlük Hayatta Karşılaşılan Sorunların Çözümüne Sağladığı Katkılar

Gıda sıkıntısı, sağlık sorunları, çevre kirliliği, biyolojik çeşitliliğin azalması gibi sorunların çözümüne biyoloji bilimindeki ilerleme ve gelişmeler katkı sağlamaktadır. Örneğin, Islah çalışmaları sayesinde bitki ve hayvanlardan verimi ve besin değeri yüksek ürün elde edilmesi sağlanmaktadır. Gen çalışmalarıyla besinlerin verimi, kalitesi, niteliği arttırılabilmektedir.  Hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılan aşı hormon, enzim ve ilaçların üretimi sağlık alanında yapılan çalışmalardır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının, biyoyakıtların, biyoplastiklerin kullanılması çevre sorunlarına çözüm olabilir. Yok olma tehlikesi altındaki türlerin botanik bahçesi, hayvanat bahçesi gibi ortamlarda koruma altına alınması ya da doğal ortamlarında korunması için millî parkların, doğayı koruma alanlarının, özel çevre koruma alanlarının oluşturulması, gen bankaları kurularak türlerin tohum, yumurta, sperm ya da DNA’larının saklanması biyolojik çeşitliliği korumaya yönelik yapılan çalışmalardır.

Canlıların Ortak Özellikleri

Canlıların ortak özellikleri beslenme, solunum, boşaltım, hareket etme, uyarılara tepki verme, uyum, üreme, hücresel yapı, büyüme ve gelişmedir.

a. Hücresel yapı:

Hücre, yaşama, üreme, solunum gibi canlılık olaylarının tamamını gerçekleştiren temel birimdir. Bütün canlılar hücreden ya da hücrelerden oluşur.

b. Beslenme:

Canlılar tüm yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Enerji ihtiyacını karşılamak için de beslenmek zorundadır. Kendi besinini kendi üreten canlılara üretici (ototrof), besinin üretemeyip dışardan hazır olarak alan canlılara tüketici (heteretrof) denir.

c. Solunum:

Tüm canlılar aldıkları besinleri enerjiye çevirmek için solunum yapmak zorundadır. Solunum reaksiyonları; oksijenli solunum ve oksijensiz solunum (fermantasyon) olmak üzere iki çeşittir.

ç. Metabolizma:

Organizmadaki yapım (birleştirme ya da sentez) ve yıkım (ayrıştırma ya da parçalanma) tepkimelerinin tümüne metabolizma denir.

d. Homeostazi:




Yaşamın devamı için hücre içi veya vücut içi ortamın sıcaklık, madde yoğunluğu ve pH gibi birçok değer bakımından belirli bir dengede olması durumuna homeostasi denir.

e. Boşaltım:

Tüm canlılar, beslenme ve solunum olayları sonucunda oluşan atık maddeleri hücrelerinden veya vücutlarından atmak zorundadır. Bu işleme boşaltım denir.

f. Hareket:

Canlılar ister bir hücreli ister çok hücreli olsun kaçmak, beslenmek, avlanmak gibi ihtiyaçlarını karşılamak için hareket etmek zorundadır.

g. Uyarılara Tepki:

Tüm canlılar ısı, ışık, besin, avcı, ses gibi birçok uyarıya çeşitli davranışlarıyla tepki verir. Uyarana karşı verilen bu tepkiler canlıların hayatta kalmasını sağlar.

h. Uyum:

Canlıların bulundukları çevrede yaşamasını sağlayan kalıtsal, yapısal veya davranışsal değişikliklere uyum denir.

ı. Organizasyon:

Tek hücreli canlılarda hücre organelleri arasında, çok hücreli canlılarda hücreler arasında belirli bir organizasyon bulunur. Çok hücreli canlılardaki organizasyon şu şekildedir; görev ve yapı bakımından benzer hücreler bir araya gelerek dokuları, dokular organları, organlar sistemleri, sistemler ise organizmayı meydana getirir.

i. Üreme:

Tüm canlılar soylarını devam ettirmek için üremek zorundadır. Canlılar eşeyli ya da eşeysiz olarak ürer.

j. Büyüme ve Gelişme:

Büyüme, bir hücreli canlılarda hücre hacminin ve kütlesinin artmasıyla gerçekleşirken çok hücreli canlılarda hacim, kütle ve hücre sayısının artmasıyla gerçekleşir. Gelişme ise hücre bölünmesini, büyümesini, farklılaşmasını, doku ve organların oluşmasını kapsayan ve ergin canlının oluşmasıyla sonuçlanan bir süreçtir.




Canlıların Yapısında Bulunan Temel Bileşikler

Canlıların yapısını oluşturan temel bileşikler, inorganik ve organik yapılıdır.

Canlı vücudunda sentezlenemeyip doğadan hazır olarak alınan bileşiklere inorganik bileşik denir. Su, asit, baz, tuz ve mineraller bu gruba girer.

Canlılar tarafından sentezlenebilen bileşiklere organik bileşik denir. Karbonhidrat, protein, yağ, nükleik asit (DNA ve RNA), enzim, hormon, ATP ve vitamin bu gruba girer.

A. İnorganik Bileşikler

1.Su

Canlının önemli bir bölümü sudan oluşur. Enzimlerin çalışması için su
gereklidir. Su moleküllerinin kohezyon özelliği, bitkilerde su ve mineral
taşınmasında, böceklerin su üstünde yürümesini sağlayan yüzey geriliminin
oluşmasında etkilidir. Suyun öz ısısı yüksek olduğu için, geç ısınıp geç
soğur. Bu sayede, kıyı bölgelerinde ılıman bir iklim oluşur. Su; alg, mercan,
balık, yunus, balina gibi birçok canlı için yaşam ortamıdır. Fotosentez için su
gereklidir. Hücrelerin ihtiyaç duyduğu maddelerin taşınması ve hücrelerde
oluşan metabolik atıkların uzaklaştırılması su ile olur. Su, buharlaşma ısısının
yüksek olması sebebiyle etkili bir soğutma sağlar. Böylece karada yaşayan
bazı canlılar, artan vücut sıcaklığını terleme yoluyla düşürür.

2.Asit ve Bazlar

Asitler, su içerisinde çözündüklerinde H+ (hidrojen iyonu) veren bileşiklerdir. Asitler, mavi turnusol kâğıdını kırmızıya dönüştürür ve genellikle tatları ekşidir. Asitlerin bazıları yakıcı ve parçalayıcıdır. Bazlar; su içerisinde çözündüklerinde OH- (hidroksil iyonu) veren bileşiklerdir. Bazlar kırmızı turnusol kâğıdını maviye dönüştürür. Genellikle tatları acıdır ve ele kayganlık hissi verir. Maddelerin asitlik ve bazikliğini ölçmek için bir pH cetveli kullanılır. pH cetvelinde değerler; 0 ile 7 arasında ise madde asidik, 7 ile 14 arasında ise madde bazik. 7 ise madde nötrdür.

3.Tuz ve Mineraller

Asit ve bazların tepkimeye girmesiyle tuz oluşur. Tuzların vücut sıvısındaki oranını belirli sınırlar arasında olması gerekir. Aksi durumda canlının yaşamı tehlikeye girer. Tuz ve mineraller canlılık fonksiyonları ve metabolik reaksiyonlar için gereklidir.

B.Organik Bileşikler

1.Karbonhidratlar

Hücrenin yapısal maddesi ve besin deposudur. Enerji elde etmek için en hızlı şekilde kullanılan organik moleküldür. Karbonhidratlar; monosakkaritlerdisakkaritler ve polisakkaritler olmak üzere üç grupta incelenir.

Monosakkaritler, karbonhidratların en küçük birimidir. Sindirilmezler.
İçerdikleri “C” sayısına göre; trioz (3C’lu), pentoz (5C’lu) ve heksoz (6C’lu)
olarak gruplandırılır.

Triozlara örnek; gliseraldehit, Pentozlara örnek; riboz ve deoksiriboz,
Heksozlara örnek; glikoz (üzüm şekeri), früktoz (meyve şekeri) ve galaktoz
(süt şekeri).

Disakkaritler, iki monosakkaritin birleşmesi ile oluşur. Maltoz, sükroz ve
laktoz olmak üzere üç çeşit disakkarit vardır.
Polisakkaritler, çok sayıda monosakkaritin birleşmesi ile oluşur. Nişasta,
selüloz, glikojen ve kitin olmak üzere dört çeşit polisakkarit vardır. Nişasta ve
selüloz bitkisel, glikojen ve kitin hayvansal polisakkarittir. Selüloz ve kitin hücre
yapısına katılırken, nişasta ve glikojen hücrede depo edilen polisakkarittir.

2.Yağlar

Yağlar, hücre zarının temel bileşenidir, canlının enerji kaynağıdır, suda
çözünmez, eter ve kloroform gibi çözücülerde çözünür. Yağlar, nötral yağlar
(trigliseritler), fosfolipitler ve steroitler olmak üzere üç grupta incelenir.
Nötral yağları oluşturan yağ asitleri, doymuş ve doymamış yağlar olarak
iki grupta incelenir. Karbon atomları arasında çift bağ yoksa doymuş yağlar,
çift bağ varsa doymamış yağlar olarak adlandırılır.
Fosfolipitler, hücre zarının temel bileşenidir. Hücre zarında çift tabaka
halinde bulunur.

Steroidler, hem hücre zarında hem cinsiyet hormonlarında bulunur.
Yağlar; deri altında depo edilerek koruyuculuk görevi yapar. Böylece
organları dış darbelerden korur. Yalıtım görevi yaparak vücudun ısı kaybını
önler. Metabolizmanın düzenlenmesinde rol alır. Göçmen kuşlar ve kış
uykusuna yatan hayvanlar, yağları hem enerji kaynağı hem de su ihtiyacı
için kullanır. Yağlar, vücuda alınan A, D, E ve K vitaminlerinin çözünmesinde
kullanılır.

3.Proteinler




Proteinler hücre zarının, organellerin, kas, kıkırdak, kemik gibi dokuların,
bazı hormon ve enzimlerin yapısına katılır. Proteinleri oluşturan yapı taşları
aminoasitlerdir. Protein zincirlerinde bulunan aminoasitlerin sayısı ve dizilimi
farklı protein çeşitlerinin oluşmasını sağlar.

Proteinler, hücre yapımında ve dokuların onarımında görev alır. Hücre
zarının yapısına katılarak madde geçişlerinde görev yapar. Antikor yapısına
katılarak vücudun bağışıklığında görev alır. Hemoglobin yapısına katılarak
solunum gazlarının taşınmasında görev alır. Kan proteinlerinden albümin ve
globulini oluşturarak kanın ozmotik basıncının düzenlenmesinde, fibrinojenin
yapısına katılarak kan pıhtılaşmasında görev alır. Hücre içi ve dışı sıvıların pH
değişimlerini dengeleyerek homeostazinin korunmasında rol oynar. Zorunlu
durumlarda enerji kaynağı olarak kullanılır.

4.Enzimler

Enzimler, canlılarda gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonların aktivasyon enerjisini düşürerek reaksiyonları hızlandıran ve reaksiyonlardan değişmeden çıkan biyolojik katalizörlerdir. Enzimler yapılarına göre basit ve bileşik enzimler olmak üzere iki grupta incelenir. Basit Enzimler, sadece protein yapıda olan enzimlerdir. Yardımcı grup bulundurmazlar. Sindirim enzimleri basit yapılı enzimlerdir. Bileşik Enzimler, yapılarında proteinle birlikte yardımcı grup olarak vitamin veya mineral bulunduran enzimlerdir. Bileşik enzimlere holoenzim de denir. Enzimlerin etki ettiği maddelere substrat denir. Enzimle substratı arasında anahtar-kilit uyumu vardır.

Enzimler substratlara özgüdür. Her enzim her substrata etki edemez.  Bazı enzimler çift yönlü çalışabilir (tersinir). Bazı enzimler tek yönlü çalışır. Enzimler çok hızlı çalışır. Enzimler, hem hücre içinde hem de hücre dışında çalışabilir. Enzimler, tepkimelerden değişmeden çıkar. Bu yüzden tekrar tekrar  kullanılabilir. Hücrede her enzim, belirli bir genin kontrolünde sentezlenir. Enzimler takım hâlinde çalışır, bir enzimin etki ettiği tepkimenin ürünü, kendinden sonraki enzimin substratıdır. Enzimler, genellikle substrat çeşidi ya da tepkime çeşidi isminin sonuna -az eki getirilerek adlandırılır. Maltaz,
sükraz, kinaz ve hidrolaz buna örnektir. İsminin sonunda -ojen eki bulunan enzimler ilk salgılandıklarında inaktif durumdadır. Bu enzimler, belirli şartlar altında aktif hâle geçer.

Enzimlerin çalışmasına etki eden faktörler: sıcaklık, ph, enzim miktarı,
substrat miktarı, substrat yüzeyi, su miktarı’dır.

Enzimler, peynir ve ekmek yapımında, et ürünlerinin işlenmesinde,
laktozsuz süt üretiminde, meyve sularının berraklaştırılmasında, biyoteknolojik
araştırmalarda, tıpta teşhis ve tedavi, eczacılıkta ilaç üretimi amacıyla,
deterjan endüstrisinde, kanser hastalığına karşı uygulanan enzim tedavisi gibi
alanlarda kullanılır.

5.Hormonlar

Özel bezler tarafından salgılanan, kan yolu ile ulaştıkları organ ve
dokularda üzerinde düzenleyici olarak görev alan organik moleküllerdir. Amino
asit, protein ve steroit yapılı olabilirler. Hormonlar; üreme, beslenme, korku,
heyecan, büyüme, gelişme ve homeostazi gibi pek çok yaşamsal olayda
görev alır.

6.Vitaminler

Vitaminler; yapı maddesi veya enerji kaynağı olarak kullanılmaz. Düzenleyici
ve direnç artırıcı olarak kullanılır. Enzimlerin yapısına katılarak katalizör olarak
görev yapar. Bitkilerde fotosentez reaksiyonları ile doğrudan üretilebildikleri
gibi, hayvanlarda öncül maddelerden dönüşüm reaksiyonlarıyla da üretilir.
Vitaminler; suda ve yağda çözünen vitaminler olmak üzere iki grupta incelenir.
A, D, E ve K vitaminleri yağda çözünen vitaminlerdir. C ve B grubu vitaminleri
suda çözünen vitaminlerdir.

7.Nükleik Asitler

Nükleik asitler; hücredeki metabolik faaliyetleri yönetir ve kalıtımı sağlar.
Nükleik asitler nükleotit’lerden oluşur. DNA ve RNA olmak üzere iki çeşit
nükleik asit vardır. DNA kalıtım materyalidir. Saç rengi, göz rengi gibi birçok
özelliği belirleyen genetik bilgi DNA ile taşınır. DNA prokaryot hücrelerde
sitoplazmada, ökaryot hücrelerde çekirdekte, mitokondride, ve ribozomda
bulunur. RNA molekülü DNA’dan aldığı genetik bilgi ile protein sentezini
gerçekleştirir. RNA molekülü; mRNA (mesajcı RNA), rRNA (ribozomal RNA)
ve tRNA (taşıyıcı RNA) olmak üzere üç çeşittir. mRNA; protein sentezi için
gerekli olan genetik bilgiyi DNA’dan alıp sitoplazmadaki ribozoma taşır. tRNA;
protein sentezi için gerekli olan amino asitleri sitoplazmadan alarak ribozoma
taşır. rRNA, proteinlerle birlikte ribozomların yapısına katılır.

8.ATP

ATP hücredeki temel enerji molekülüdür. Bir tane azotlu organik baz
(adenin), bir tane beş karbonlu şeker (riboz) ve üç tane fosfat grubundan
oluşur. Canlı hücrelerde solunum tepkimeleri sonucu oluşan enerji, ATP’nin
fosfat grupları arasındaki bağlarında depo edilir. Bu enerji ATP’den fosfat
grupları koparılarak açığa çıkar ve hücredeki metabolik olaylarda kullanılır.
ATP, hücre içinde sentezlenen ve kullanılan bir moleküldür. Bir hücreden
bir başka hücreye aktarılamaz ve depolanamaz. Bu yüzden hücre içinde bir
taraftan sentezlenirken diğer taraftan kullanılır.

Sağlıklı Beslenme




Sağlığın korunmasında ve hastalıkların önlenmesinde yeterli ve dengeli
beslenme çok önemlidir. Yeterli ve dengeli beslenme, tüm besin öğelerinden
yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli
miktarda alınması demektir. Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmediğinde
insülin direnci, diyabet ve obezite gibi ciddi sağlık sorunları oluşur.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından en riskli 10 hastalıktan biri
olarak kabul edilen obezite, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, şeker
hastalığı, karaciğer yağlanması gibi bir çok hastalığa neden olur. Yine aynı
örgüt tarafından yürütülen son araştırmalar, obezitenin kanserle yakın ilgisi
olduğunu da belirtilmektedir.

HÜCRE

Canlılığın Temel Birimi Hücre

Tüm canlılar hücreden ya da hücrelerden oluşur. Hücre, yaşama, üreme, solunum gibi canlılık olaylarının tamamını gerçekleştiren temel birimdir. Bu yüzden hücre, canlıların en küçük yapı ve işlev birimidir.

Leeuwenhoek, 17. yüzyılda ışık mikroskobunu geliştirdi. Robert Hooke, 1665 yılında incelediği ölü mantar dokusunda içi boş odacıklar gördü. Bu boş odacıklara hücre adını verdi. 1838 yılında Alman bilim insanı Mathias Schleiden, bitkilerin hücrelerden oluştuğunu tespit etti. 1839 yılında Alman Thedor Schwann, hayvanların da hücrelerden oluştuğunu belirledi. Schwann’ın hücre teorisini katkısı organizmalar bir ya da daha fazla hücreden oluşur şeklinde oldu. 1855 yılında Rudolph Wirchow, Bütün hücrelerin daha önce var olan başka bir hücreden meydana geldiğini belirledi.

Hücrenin Yapısı

Hücreler genetik materyallerinin zarla çevrili olup olmamasına göre
Prokaryot hücre (Çekirdeksiz Hücre) ve Ökaryot hücre (Çekirdekli Hücre)
olarak iki gruba ayrılır.

Prokaryot Hücre

Prokaryot hücrelerin zarla çevrili bir çekirdekleri ve zarlı organelleri yoktur.
Kalıtım materyali olan DNA sitoplazma içerisinde dağınık halde bulunur.
Sadece zarsız organel olan ribozomları vardır. Protein sentezi ribozomda
gerçekleşir. Bu canlılardaki bütün metabolizma olayları, sitoplazma ve hücre
zarındaki yapılarda gerçekleşir. Bakteriler, arkebakteriler ve mavi – yeşil algler
prokaryot canlılardır.

Ökaryot Hücre

Ökaryot hücrelerde zarla çevrili çekirdek ve organeller bulunur. Kalıtım
materyali de çekirdek içerisinde yer alır. Mantarlar, bitkiler, hayvanlar ve
protistalar ökaryot canlılardır. Ökaryot hücreye sahip canlılar bir veya çok
hücrelidir. Ökaryot hücreler, hücre zarı, sitoplazma ve çekirdekten oluşur.

1. Hücre Zarı

Hücre zarı; canlı ve esnektir. Hücreye şekil verir. Hücreler arası iletişimi
sağlar. Madde alış verişini düzenler. Yapısında protein, lipit ve karbonhidrat
bulunur. Hücre zarının yapısı “akıcı mozaik zar modeli” ile açıklanır. Bu
modele göre; hücre zarında çift katlı lipit tabakası, aralarında proteinler ve
karbonhidratlar bulunur. Sil, kamçı ve mikrovillüsler zardan oluşan yapılardır.
Bazı mantar, bakteri, protista ve bitkilerde zarın dış tarafında hücre duvarı
vardır. Duvar hücreye dayanıklılık verir.

Hücre Zarından Madde Geçişi

Hücre zarından madde geçişlerinde maddenin büyüklüğü, elektrik yükü,
yağda veya suda çözünebilme özelliği ve konsantrasyonu maddenin taşınma
şeklini belirler.

I. Küçük Moleküllerin Zardan Geçişi

A. Pasif Taşıma

Maddelerin yoğunluk farkından dolayı kolaylıkla, enerji harcamadan zardan
geçmesidir. Pasif taşıma cansız ortamlarda da gerçekleşir. Pasif taşıma yolları
difüzyon, kolaylaştırılmış difüzyon ve osmoz’ dur.

Difüzyon

Moleküllerin çok yoğun olduğu ortamdan az yoğun olduğu ortama doğru yayılmasıdır.

Kolaylaştırılmış difüzyon

Glikoz, galaktoz gibi küçük moleküllerin hücre zarından geçişleri zarın
yapısında bulunan özel proteinlerle gerçekleşir. Bu proteinlere taşıyıcı
protein denir. Enerji harcanmadan gerçekleşen bu pasif taşıma çeşidine
kolaylaştırılmış difüzyon denir.

Diyaliz




Seçilmiş moleküllerin seçici geçirgen zardan difüzyonuna diyaliz denir.
Böbrek hastalarında, böbrekler tarafından süzülüp atılamayan zararlı maddeler
ile suyun fazlası seçici geçirgen bir zardan geçirilerek madde yoğunlukları
özel olarak ayarlanmış diyaliz sıvısına alınır. Hemodiyaliz denilen bu işlem
sırasında hastadan alınan kanın içeriği diyaliz makinesi yardımıyla düzenlenir
ve hastaya geri verilir.

Osmoz

Osmoz suyun difüzyonudur. Yani su moleküllerinin çok yoğun olduğu
ortamdan az yoğun olduğu ortama geçişidir.
Bir hücre kendisinden daha yoğun (hipertonik) bir ortama konulursa hücre
su kaybederek büzülür. Bu olaya plazmoliz denir. Bir hücre kendisinden daha
az yoğun bir ortama (hipotonik ortam) konursa su alarak şişer. Bu olaya
deplazmoliz denir. Bitki hücrelerinde deplazmoliz devam ederse hücre giderek
şişer ve turgor durumuna geçer. Hücreye giren fazla su, hücre duvarına
basınç uygular. Hücre duvarına yapılan bu basınca turgor basıncı denir.
Hayvan hücrelerinde deplazmoliz devam ederse hücre zarı fazla suyun neden
olduğu basınca dayanamaz ve patlar. Bu olaya hemoliz denir. Çözelti içindeki
çözünen madde derişimi, sitoplazmadaki madde derişimi ile aynı ise buna
izotonik çözelti denir. Bir hücre denge ortamına (izotonik ortama) konursa
hiçbir değişikliğe uğramaz. Bu durumda ozmotik basınç turgor basıncına
eşittir.

B. Aktif Taşıma

Aktif taşımada taşınan madde az yoğun olduğu ortamdan çok yoğun
olduğu ortama doğru taşınır. Bu taşıma için enerji gereklidir.
Büyük moleküllerin hücre içine veya dışına enerji harcanarak taşınması
endositoz veya ekzositoz ile gerçekleşir.

II. Büyük Moleküllerin Zardan Geçişi

A. Endositoz

Büyük moleküllü katı ve sıvı maddelerin hücre içerisine alınmasıdır. Bu
olayda ATP harcanır. Hücre zarı koful oluşturarak maddeyi hücre içerisine
alır. Katı maddelerin hücreye alınması fagositoz, sıvı maddelerin hücreye
alınmasına pinositozdur.

B. Ekzositoz

Oluşan atıklar ekzositoz yoluyla hücre dışına atılır. Ayrıca sitoplazmada
sentezlenen bazı salgılar da ekzositoz yoluyla hücre dışına verilir.

2. Sitoplazma

Ökaryot hücrede çekirdekle zar arasındaki kısım sitoplazmayı oluşturur.
Prokaryot hücrelerde hücre zarının içerisinde kalan kısmın tamamı
sitoplazmayı oluşturur. Sitoplazmada; hücre iskeleti, sitoplazma sıvısı ve
organeller vardır. Sitoplazmanın %70 – %90’ı sudur. İçerisinde suyla birlikte
mineraller, tuzlar, proteinler, karbonhidratlar, yağlar, enzimler, hormonlar,
vitaminler ve nükleotitler bulunur. Ökaryot hücrelerde, lizozom, endoplazmik
retikulum, golgi aygıtı, ribozom, mitokondri, plastitler ve koful organelleri
bulunur.

Lizozom

Alyuvar dışında hayvan hücrelerinin tümünde bulunur. Tek katlı zar
yapısındadır. Bu organel hücre içi sindirimde görevlidir. İçinde sindirim
enzimleri bulunur. Lizozomun zarı tahrip olup içerisindeki enzimler
sitoplazmaya karışırsa hücredeki diğer yapıları sindirir ve parçalar. Bu olaya
otoliz denir. Otoliz hücrenin ölümüne sebep olur.

Endoplazmik Retikulum

Hücre zarı ile çekirdek zarı arasında uzanan tek zarlı kanalcıklar sistemidir.
Üzerinde ribozom bulundurup bulundurmamasına göre; granüllü endoplazmik
retikulum ve granülsüz endoplazmik retikulum olarak ikiye ayrılır. Endoplazmik
retikulum; protein, yağ ve enzim gibi bazı maddelerin sentezlenmesinden
ve bazı maddelerin depolanmasından sorumludur. Hücre içinde madde
taşınmasını gerçekleştirir. Hücreye desteklik sağlar. Granülsüz E.R ’den golgi
oluşturulur. Ribozomlarda sentezlenen proteinleri hücrenin gerekli yerlerine
taşır.

Golgi Aygıtı

Golgi aygıtı yassı keseciklerin üst üste dizilmesiyle oluşur. Tek katlı zarla
çevrilidir. Golgi aygıtında lipit, protein ve karbonhidratlardan çeşitli salgılar,
glikolipitler ve glikoproteinler oluşturulur. Golgi aygıtından sentezlenen veya
işlenen salgılar kesecikler hâlinde sitoplazmaya verilir.

Ribozom

Ribozomlar zarsız yapıda olup diğer organellere göre daha küçüktür. Ayrıca
biri büyük diğeri küçük olmak üzere iki alt birimden oluşur. Sitoplazmada,
mitokondri ve kloroplast içinde endoplazmik retikulum ve çekirdek zarının
üzerinde bulunur. Ökaryot ve prokaryot tüm hücrelerde ortak olarak bulunan
bu organelin temel görevi protein sentezini gerçekleştirmektir.

Mitokondri

Oksijenli solunumla ATP üretilen organeldir. Mitokondri çift zarlıdır. Dışta
düz, içte ise kıvrımlı bir zar bulunur. Kıvrımlı iç zar krista olarak adlandırılır.
Kristadaki kıvrımlar mitokondrinin yüzeyini genişletir. Böylece daha fazla ATP
üretilir. Kristaların arasını matriks adı verilen sıvı doldurur. Matriksin içerisinde
solunum enzimleri, DNA, RNA ve ribozomlar bulunur. Bu sayede çekirdek
DNA’sının denetiminde mitokondri kendini eşleyerek yeni mitokondriler
oluşturur.

Plastidler

Bitki hücrelerinde bulunur. Plastitler yapı ve görevlerine göre kloroplast,
kromoplast ve lökoplast olmak üzere üç grupta incelenir.

Kloroplast

Fotosentez olayının gerçekleştiği organeldir. Kloroplast çift zarlıdır. Dıştaki
ve içteki zar düz yapıdadır. Dıştaki zar kloroplastı çevreler. Kloroplastın içinde
stroma denilen bir sıvı bulunur. Stroma içerisinde fotosentez enzimleri, DNA,
RNA ve ribozomlar bulunur. Bu sayede çekirdek DNA’sının denetiminde
kloroplast kendini eşleyerek yeni kloroplastlar oluşturur.

Kromoplast




Bitkilerde yeşil dışındaki diğer renk pigmentlerini taşıyan plastit
çeşididir. Örneğin limonun sarı, domatesin kırmızı, havucun turuncu rengini
kromoplastlar oluşturur.

Lökoplast

Renksiz plastitlerdir. Bitkilerin kök, tohum, toprak altı gövde gibi kısımlarında
bulunur. Lökoplastların karbonhidrat, lipit, protein gibi maddeleri depolama
görevi vardır.

Koful

Kofullar, hücre zarından, endoplazmik retikulumdan ve golgi aygıtından
oluşur. Kofullar; protein ve nişastanın depolanmasında ve atıkların hücreden
uzaklaştırılmasında görev alır. Amip, paramesyum, öglena gibi tatlı sularda
yaşayan tek hücreli canlılarda kontraktil koful adı verilen boşaltım kofulu
bulunur. Bu koful hücredeki fazla suyun atılmasını sağlayarak hücrenin su
dengesini korur.

Sentrozom

Sentrozom hayvan hücrelerinde ve bazı bitki hücrelerinde bulunan, zarsız
bir organeldir. Hücre bölünmesinde görev alır.

Hücre iskeleti

Hücrede organeller dışında sitoplazmik uzantılar da bulunur. Hücre iskeleti
olarak tanımlanan sitoplazmik uzantılar hücreyi korur, hücreye desteklik verir
ve sitoplazmadaki hareketlere yardımcı olur. Hücrede bulunan iskelet yapı;
mikrofilament, mikrotübül ve ara filament olmak üzere üç grupta incelenir.

3. Çekirdek

Hücredeki kalıtsal bilginin depolandığı, tüm metabolizma faaliyetlerinin
yönetildiği yer çekirdektir. Çekirdek; çekirdek zarı, çekirdek plazması,
çekirdekçik, kromatin ve kromozomlardan oluşur.

 

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Admin'in Notu: Arkadaşlar. çözdüğünüz testlerle ilgili yorum yazarak bize çalışmamızda yol gösterin. Hangi dersten test eklenmesini istediğinizi, hangi testleri çözdüğünüzü kendi adınız veya nickname'inizle yorum yazarak belirtirseniz sevinirim.

Doğru soru sormak, doğru cevaplara ulaşmanın ilk koşuludur. Yorum yazın, soru sorun, cevaplayalım.


Etiketler: , , ,
Eklenme Tarihi: 21 Mart 2015

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın