İslam Felsefesinde İnanç ve Akıl İlişkisi

İslam Felsefesinde İnanç ve Akıl İlişkisi

İnanç-akıl ilişkisi İslam felsefesinde temel sorunlardan birisidir. Bir bilgi kaynağı olarak akıl ve nassın (Kur’an-ı Kerim ve Sünnet) çelişip çelişmediği, çelişkili görünen durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiği gibi sorunlar hem filozoflar hem de kelam alimleri tarafından ele alınmıştır. Aşağıda akıl-inanç sorununu ele alan başlıca kelamcı ve filozofların fikirlerine, 11. sınıf felsefe ders kitabından hareketle kısa kısa yer verilmiştir.

Mutezile ekolü kelamcıları




Mu’tezile, ayrılanlar, terk edenler gibi anlamlara gelir. Büyük günâh işleyen kimsenin iman ile küfür arası bir mertebede olduğunu söyleyerek Ehl-i Sünnet âlimlerinden Hasan-ı Basrî’nin (ö. 110/728) dersini terk eden Vâsıl bin Atâ (ö. 131/748) ile ona uyanların oluşturduğu mezhep bu isimle anılır. Ehl-i Sünnet, Mu’tezile’yi İslam dışı saymamaktadır. Akılcı bir mezhep olan Mu’tezile, mantık kurallarıyla çelişir gördüğü âyet ve hadisleri Ehl-i Sünnet’ten farklı biçimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla öncelik vermiştir. Nitekim Mu’tezile mezhebi, gerek akla fazla değer vermesi ve özellikle de Abbâsîler döneminde felsefe ile girdiği yakın ilişkiler dolayısıyla barındırdığı felsefi metot ve görüşleri nedeniyle fazlasıyla eleştirilmiştir. Özellikle de nass (ayet veya hadis) ile akılın çeliştiğini düşündükleri noktalarda sıklıkla nassı akla uygun gelecek şekilde yorumlamaları diğer mezheplerde büyük tepki uyandırmıştır. Modern zamanlardaki bazı araştırmacı ve İslam tarihçileri de Mu’tezile mezhebini akla verdiği önem ve metotları bakımından, çeşitli hususlarda rasyonalist olarak tanımlar. Mutezile ekolü kelamcılarının büyük çoğunluğu, akılla inancın bilgisine ulaşılabileceğini savunur. İnsanın kendi ve çevresinin bilgisinin akılla bilinebileceği, yaratıcının ve yarattığı her şeyin bilgisine de akılla ulaşılabileceği görüşündedirler. Allah’ın akla aykırı bir düzen kurmadığını ve insana akılla sorumluluk verdiğini vurgularlar.

Matüridî ekolü kelamcıları

Matüridî (Semerkand – 863-944), “Akıl” ile “nakli” dengeli bir şekilde kullanır. Akıl, bilgi kaynaklarından biri, insana verilmiş ilâhi bir emanettir. İnsanlar akılları sayesinde güzellik ve çirkinlikleri tanır, kendi üstünlüklerini onun sayesinde anlarlar. Kulun kusur işlemesi aklını kullanmayışı yüzündendir. “Allah’ın emirleri akıllı olana hitap eder“. Allah’ın emirlerini anlayacak akıl seviyesine sahip olmayanlar, ilâhi emirlerin dışında kalır, sorumlu olmazlar (akıl hastaları-delilerin ve çocukların direk cennetlik oldukları inancı).
Mâtürîdî ‘ye göre insan “Fizyolojik yapıyla beraber aynı zamanda akla da sahip kılınarak yaratılmış; yaratılmışları (mahlûkat) yönetmek yeteneği ile sivrilmiş, her türlü zorluğa katlanarak, onların üstesinden gelmek için aklı devreye sokmakla mümtaz kılınmıştır. Zira akıl, temyiz kabiliyetinin en güçlü silâhıdır“.

El Kindî (d. 801, Basra – ö. 873, Bağdat)

El Kindî, vahiy bilgilerinin akılla şekillenen felsefi bilgilerle aynı amaçta olduğunu belirtir. İki bilgi de hakikatin bilgisine ulaştırır. Gerçeğin bilgisini felsefenin verebileceğini ileri sürer. Dolayısıyla akılla inanca ulaşmak mümkündür.

Fârâbî (Şam, …-950)

Fârâbî, tam künyesiyle Ebû Nasr Muhammed bin Muhammed bin Tarhan bin Uzluğ el-Fârâbî et-Türkî ya da Batı′da bilinen adıyla Al-Pharabius, İslam’ın bilim ve felsefede Altın Çağı sayılan dönemin büyük filozof ve bilim adamlarındandır. Aynı zamanda gökbilimci, mantıkçı ve müzisyendirFârâbî, din ve felsefenin konu ve amaçlarının aynı olduğu görüşündedir. Felsefe ve dinin çeliştiğini söyleyen birinin öncelikle dini anlamadığını belirtir. Dine körü körüne bağlanmanın doğru bir davranış olmadığını belirten Fârâbî, inanç ve akla dayalı bilgilerin amacının insanın en yüksek mutluluğuna hizmet etmek olduğunu ileri sürer. O, aklın pratik ve teorik her türlü bilgiyi kavrayabileceğini belirtir ve aklın doğru şekilde işletildiğinde hakikati vereceğini söyler. Aklın kanıtlama kabiliyeti olduğunu ve inanca ait bilgileri kanıtlayabileceğini ifade eder.

İmam Gazâlî (Tus-İran, 1058-1111)




Gazzâlî’nin lakapları Hüccetü’l-İslâm ve Zeynüddin’dir. İmam Gazâlî; aklın küçümsenmemesi gerektiğini, inancın bilgisinin bilinip tasdik edilmesi açısından önemli olduğunu belirtir. İnsanın aklı sayesinde bazı bilgilere ulaşacağı ama aklın kesin bilgi verme noktasında yetersiz kaldığı görüşündedir. Kuşkusuz Gazâlî, naklî bilginin aklî bilgiden önce olduğunu kabul eder. Bu bağlamda o naklî bilgiyi güneşe akli bilgiyi ise göze benzetir. İnsanın bir şeyi bilmesi onun görülmesi olarak düşünülürse güneş olmadan gözün göremeyeceğini, göz olmadan da ışığın yeterli şekilde idrak edilemeyeceğini ifade eder. Gazâlî, inanca dayalı bilginin kesinliğini, insanın ancak sezgisel olarak kalbi ile bilebileceğini belirtir.

İbn Rüşd (1126-1198)

İspanya’nın Endülüs olduğu dönemde Endülüs’de doğan ve yaşayan Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba‘da (Seat Cordoba’nın hemşehrisi) doğdu ve Marakeş, Fas’ta öldü. İbn Rüşd’e göre biricik filozof Aristo’ydu. İbn Rüşd, Kur’an-ı Kerim’in açık olarak var olan her şeyi akıl yoluyla değerlendirmeye insanları davet ettiğini vurgular. Dolayısıyla felsefenin dinle çatışmadığı aksine uzlaşı içinde olduğu görüşündedir. Hakikate götüren yollardan biri olan akılla bilgiyi ortaya koyan birinin kişisel durumlarına bakılmaması gerektiğini, önemli olanın bilginin akılsal olup olmadığının ortaya konması gerektiğini belirtir. İbn Rüşd açısından akılla doğru bilgiye ulaşılır ve akla uygun olan inanca da uygun olandır.
İmam Gazali’nin akla karşı sezgiyi, felsefeye karşı mistisizmi savunmasına karşılık Endülüs’te İbni Rüşd, aklı ve aklın inançla çelişmeyeceğini, İslam’ı anlayabilme ve yaşayabilmede aklın önemini vurgulamıştır. İmam Gazali’nin “Filozofların Tutarsızlığı” adlı akıl/felsefe karşıtı eserine İbni Rüşt, Tehâfüt el-Tehâfüt el-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı’nın Yorumu) adlı eseriyle cevap vermiştir. İbni Rüşt sadece İslam Dünyasında değil, Batıda da tanınmış ve Spinoza başta olmak üzere önemli bazı düşünür ve edebiyatçılar için esin kaynağı olmuştur. İbni Rüşt’ten bir kaç aforizma:

  • “Yasa bize evrenin Tanrı tarafından ortaya çıkarıldığını ve yaratıldığını; tesadüf olarak ya da kendiliğinden oluşamayacağını öğretir.” (Bu sözde ifade edilen inanç, Rönesans sonrası Batıda Modern Bilimin doğuşuna temel hazırlayan Bacon, Kopernik, Galilei ve Descartes gibi filozofların da kabul ettiği inançtır.)
  • Nerede olursak olalım ilim ana yurdumuzdur, bilgisizlik yabancı bir yer. (F. Bacon’un “Bilgi, güçtür.” sözünde ifadesi bulan Batılı bilgi anlayışından daha özlü ve köklü bir anlayışın ifadesini bulduğu bir söz.)
  • Fikirlerin kanatları vardır, kimse insanlara ulaşmasını engelleyemez.
  • Bilgi, nesne ile kavrayışın uyumudur. (Felsefede -bilgi kuramında tartışılan “bilginin doğruluğunun ölçütü sorunu”na “uygunluk kuramı” çerçevesinde bir çözüm.)

 



  1.  Milliyet, İslam Dünyasının Ortaçağ Karanlığı, Mehmet Tezkan, 30.11.2014
  2. İbn Rüşd, Hüseyin Gazi Topdemir, Say Yayınları, 3. Baskı 2016
Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

8-9 Aralık 2018 sınav soruları ile ilgili duygu, düşünce, yorum ve katkılarınızı aşağıya yorum olarak yazıp paylaşabilirsiniz.

Açık Lise Yazı ve Haberler


Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 25 Kasım 2018

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın