|
FIRSAT – SORUN İKİLEMİNDE ÜNİVERSİTE KONTENJANLARI
YÖK Genel Kurulu bir hafta arayla üniversite kontenjanları, bazı dekan atamaları ve ÖSYM Başkanı Ali Demir’in savunmasının alınması gündemiyle ikinci kez toplandı. ÖSYM Başkanı Ali Demir’in savunması seçimden sonraki toplantıya bırakıldı. Dekan atamaları yapıldı. Üniversitelerin kontenjanları artırıldı.
2010 KPSS ile başlayan kopya iddiaları ardından 2010 KPSS Eğitim Bilimleri sınavının iptal edilmesi ve tekrarlanması olaylarının gölgesinde yapılan 2011 YGS’de de şifre iddialarıyla ÖSYM’nin ve çiçeği burnunda başkan Ali Demir’in itibarının iyiden iyiye sarsıldığını son birkaç aylık süreçte izledik. Bütün önlemlere rağmen kopya ve şifre iddialarının önünün alınamadığını gördük. Bugün yaklaşan seçimlerinde etkisiyle esas hedefin ÖSYM değil, ÖSYM üzerinden hükümet olduğunu savunan ve şifre iddialarının bir komplo olduğunu gösteren değerlendirmelerin de var olduğunu, hatta bizzat savcılığın harekete geçtiğini görüyoruz.
Kişiye özel kitapçık uygulamasının başlamasıyla bitmesi neredeyse aynı aylarda oldu. Kişiye özel kitapçık uygulamasının şifre iddialarının ardından yeterince anlatılamadığını ve kopyayı önlemede çok etkili bir yöntem olabileceğini, seçimlerden sonra ortalık durulunca tekrar dönülmesi gerektiğini burada kaydedelim.
Bu olaylar sınav sistemimizin ve sınavları uygulayan kurumların yapı, işleyiş ve kadrolarının gözden geçirilmesi gereğini ortaya koyuyor. Zaten YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan da sistemin bir kez daha değişebileceğinin işaretlerini vermeye başladı.
Ancak sorun sınavın niteliğiyle (klasik ve açık uçlu sorulardan oluşan bir sınav mı, yoksa bugün olduğu gibi çoktan seçmeli test sınavları şeklinde mi devam etmeli?) veya sınavı kimin yapacağı (ÖSYM mi, yoksa MEB mi?) ile sınırlı değil, tartışılması gereken daha ciddi sorunlar var. Elbette bu sorunların tamamını tespit etmek ve çözüm önermek bu yazının sınırlarını aşar. Burada önemli gördüğümüz bir sorunu ifade ve tespit etmeye çalışacağız.
Bize göre, yükseköğretim ve yükseköğretime geçişle ilgili en önemli sorunlardan birisi de kontenjanların miktarı ve dağılımı sorunudur. Kontenjanların her yıl biraz daha artırıldığı, bir biri peşi sıra yeni üniversitelerin açıldığı bu dönemde kontenjanların dağılımı ve boş kontenjanlar sorunu bir fırsata dönüşebilir. Biz de bu vesile ile yıllardır dikkatimizi çeken birkaç konuyu ve soruyu gündeme getireceğiz.
Burada hemen her yıl giderek artan ve bu yıl 33 bin 103 gibi bir sayıyı bulan boş kontenjanları tartışacağız. Öncelikle 2010 ÖSYS yerleştirme sonuçlarına göre durumu görelim:
|
2010 ÖSYS Yerleştirmelerine Göre
|
Toplam Kontenjan
|
Kontenjan Fazlalığı
|
Yüzdesi %
|
|
|
301.890
|
11.551
|
3,7
|
|
|
44.179
|
9.075
|
20,5
|
|
|
15.356
|
11.563
|
75,3
|
|
|
2.029
|
914
|
45
|
|
|
363.454
|
33.103
|
9,1
|
Aslında oransal olarak bakıldığında boş kontenjan oranının % 10’u bile bulmadığı (% 9,1), dolayısıyla ortada ciddi bir sorunun bulunmadığı öne sürülebilir. Ancak bu sayıları sınava başvuran, yani üniversite adayı olan ortalama 1 milyon 500 binden fazla kişi ile karşılaştırdığımızda ortada bir sorun olduğu görülecektir. Yani sınava başvuran, üniversite adayı olan 1 buçuk milyon öğrenci varken 363.454 kişilik kontenjanın 33 bin 103’ü niçin boş kalır sorusuna bir cevap verilmesi gerekiyor.
Öncelikle ÖSYS’ye başvuran aday sayılarını görelim. Son iki yıl için rakamlar şöyledir:
2011 YGS-LYS SAYISAL BİLGİLER
2011-YGS’ye toplam 1.692.144 aday başvuruda bulunmuştur. 2010-YGS’ye başvuran aday sayısı ise 1.512.519’dur. 2011 ve 2010 YGS’de 140 ve üzeri puan alan adaylar ile 180 ve üzeri puan alan aday sayılarının karşılaştırması ise şöyledir:
|
|
2011-YGS
|
2010-YGS
|
|
140 ve üzeri puan alan adaylar
|
1.520.774
|
1.403.089
|
|
180 ve üzeri puan alan adaylar
|
1.313.274
|
1.233.580
|
2011-LYS’lere toplam 895.089 aday başvuruda bulunmuştur. 2010-LYS’lere başvuran aday sayısı ise 876.190’dır.
2011 ve 2010 LYS’lere başvuran adayların 5 farklı sınavdan oluşan LYS’lere göre dağılımları şöyledir:
|
|
2011-LYS
|
2010-LYS
|
|
LYS-1: Lisans Yerleştirme Sınavı-1 (Matematik)
|
623.308
|
601.984
|
|
LYS-2: Lisans Yerleştirme Sınavı-2 (Fen Bilimleri)
|
292.836
|
277.465
|
|
LYS-3: Lisans Yerleştirme Sınavı-3 (Edebiyat-Coğrafya)
|
678.707
|
637.496
|
|
LYS-4: Lisans Yerleştirme Sınavı-4 (Sosyal Bilimler)
|
376.560
|
350.560
|
|
LYS-5: Lisans Yerleştirme Sınavı-5 (Yabancı Dil)
|
41.516
|
32.064
|
Yukarıdaki sayılar alanlara göre kontenjan toplamlarıyla birlikte incelendiğinde daha bir anlam kazanacaktır:
|
Puan Türlerine Göre Kontenjanların Dağılımı
|
|
Puan Türü
|
Kontenjan
|
Dolan
|
Boş Kalan
|
Boş Kont. %'si
|
|
MF
|
149.296
|
130.411
|
18.885
|
12,65
|
|
DİL
|
17.740
|
14.350
|
3.390
|
19,11
|
|
TM
|
108.424
|
102.643
|
5.781
|
5,33
|
|
TS
|
45.071
|
42.189
|
2.882
|
6,39
|
|
YGS
|
42.923
|
40.758
|
2.165
|
5,04
|
|
Toplam
|
363.454
|
330.351
|
33.103
|
9,11
|
Kontenjanlar yukarıdaki gibi, ancak akıllara şu gelebilir: “Peki adaylar sınavda başarılı olamamışsa, o zaman YÖK veya ÖSYM’nin yapabileceği bir şey yok demektir?” Bu tür bir itirazın mümkün olmadığını 2010 yılında 180 ve üstü puan alan aday sayılarına bakarak görelim:
|
2010 LYS’de 180+ puan alan öğrenci sayıları
|
|
MF-1
|
MF-2
|
MF-3
|
MF-4
|
|
421.048
|
372.732
|
374.047
|
411.024
|
|
TM-1
|
TM-2
|
TM-3
|
|
|
682.848
|
700.569
|
713.163
|
|
|
TS-1
|
TS-2
|
|
|
|
531.731
|
571.036
|
|
|
|
DİL-1
|
DİL-2
|
DİL-3
|
|
|
26.953
|
28.391
|
29.070
|
|
Yine akla gelebilecek bir itiraz: Peki bu adayların kaçı birden fazla alanda 180+ puan almıştır?
Yandaki diyagramda görülebileceği gibi, toplamda 180 üstü puan alan aday sayısı toplam kontenjandan fazladır. Ancak buna rağmen boş kontenjan kalmaktadır. O halde sorunun kaynağı nedir? Sorun aday tercihlerinden kaynaklanıyor olabilir mi?
Aday Tercihleri
2000’li yıllardan itibaren ÖSYM’nin adaylara sınav sonuçları açıklandıktan sonra tercih yapma imkânı vermesiyle tercihlerin önceki yıllara göre daha bilinçli yapılmaya başlandığı söylenebilir. (1999’dan önceki yıllarda tercihler ÖYS’ye girmeden önce doldurulup teslim edilirdi.) Yine kademeli olarak tercih hakkı artırılmış ve 2010 ÖSYS’den itibaren tercih hakkı sayısı 24’den 30’a çıkartılmıştır. Bu gelişmeler ÖSYM’nin adayların tercih hatalarının önene geçmek için yapabileceği ne varsa yaptığını gösteriyor. Ancak şu an uygulanmakta olan tercih sisteminde de adaylar, açıkta kalmama, bir yıl kaybetmeme (tabi kişinin ideali için fazladan bir yıl daha vermesi ne kadar kayıp olarak adlandırılabilirse) baskısıyla karşı karşıya kalmakta ve belki istemedikleri bölüm ve üniversiteleri de yazabilmektedir. Bu durum, kişinin istek ve idealleriyle – çalışmasının ürünü olan koşullar arasındaki gerilimin en ideal sistemde bile devam edeceğinin işareti olsa gerektir.
Ancak adayların kendi ideal ve hedeflerine uygun bölümlere girebilmeleri adına merkezi tercih ve yerleştirme yerine, üniversitelerin kendi öğrencilerini kendilerinin kabul edeceği bir yöntem daha uygun olabilir.
Tabi bu noktada adayın bilinçli tercih yapması da önemlidir. Bilinçli ve hatasız tercihler yapabilmede, son aylarda, hatta günlerde rehberlik yardımı almaktan çok, hedeflerini çok daha erken tarihlerde belirlemenin önemli olduğu açıktır.
Kontenjanların dağılımı:
Bir yandan sınava (ÖSYS) başvuran 1 milyon 500 bin aday varken, öte yandan 33 bin 103 kişilik kontenjanın boş kalmasının en temel sebebi kontenjanların dağılımı olsa gerektir.
Sorun – Fırsat İkilemi
Bu sorunun kendi içinde birçok fırsatı da barındırdığını bilerek davranma, durup düşünme zamanıdır. Kontenjan artırımları yapılırken ve birbiri ardı sıra yeni üniversiteler açılırken durup düşünme ve belki de on yıllardır yapılmayan bazı çalışmaları yapma zamanıdır.
Özellikle başta belirttiğimiz “YÖK Genel Kurulu’nun toplantısı (Kontenjanları görüşmek üzere toplanması) ümitlendirici bir gelişmeydi”; –di’li geçmiş zamanı belki erken kullanıyorum. Ancak toplantı sonrasında yapılan bir açıklama ve gelen haberler de kontenjanlarla ilgili henüz ciddi bir değerlendirmenin yapılmadığını gösteriyor.
Ne demek istediğimizi ve sorunu daha iyi açabilmek açısından şimdi ÖSYM’nin 2010 ÖSYS Kontenjanlar Kılavuzunda yer alan bölümleri (lisans programlarını) baz alarak bazı verilere değinelim ve bazı sorular soralım:
İlk örneğimiz Tarih ve Coğrafya bölüm ve öğretmenliklerinden:
|
Bölümler
|
Toplam Kontenjan
|
Boş Kalan Kontenjan
|
|
Coğrafya ve Coğrafya Öğretmenliği Bölümü
|
2.340
|
0
|
|
Tarih ve Tarih Öğretmenliği Bölümü
|
8.605
|
83
|
Bu tabloya bakarak bir anormallik olmadığı boş kalan kontenjanın göz ardı edilebilir bir miktarda olduğu düşünülebilir. Ancak sorun kontenjan boşluğunda değil, toplam kontenjanlardadır: Burada “Ülkemizin yılda kaç Tarihçiye, kaç Tarih Öğretmenine, kaç Coğrafyacıya ve Coğrafya Öğretmenine ihtiyacı var?” tartışmasına girmeye bile gerek bıraktırmayacak açık bir çarpıklık olduğu görülüyor. Tarih ve Tarih Öğretmenliği bölümlerinin (toplamda) 8.605 kişilik kontenjanı var. Oysa Coğrafya ve Coğrafya Öğretmenliği bölümlerine 2.340 kontenjan verilmiş (ve bunun tamamı dolmuştur). Özellikle ikisi de Sözel (Türkçe – Sosyal) öğrencilerine hitap eden bu iki bölümü birlikte değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Coğrafya ve Coğrafya Öğretmenliği bölümlerinin iş imkânları daha geniş olmasına (en azından Tarih bölümünden daha az olmamasına) rağmen toplam kontenjanları arasında neredeyse 4’e 1 gibi ciddi bir fark var.
Tam burada sormak gerekiyor: Neden? Neden Tarih bölümleri bu kadar çok, Coğrafya bölümleri ise az kalmıştır? Yeni akademisyen yetiştirmekte coğrafya bölümü akademisyenlerinin tembelliği veya isteksizliği mi? (Bu soru kötü niyetle sorulmuş bir soru olarak görülebilir. Ancak son döneme gelene kadar Tıp Fakültelerinde mevcut akademisyenlerin yeni akademisyen yetiştirmekte – çıkarlarına zarar vereceği düşüncesiyle olsa gerek – örtük bir isteksizlik içinde olduğu, hatta biraz da bu sebeple ülke dışına giden tıpçılarımızın dünya çapında bir şöhret kazandıktan sonra dönebildikleri ile ilgili örnekler saymak mümkün.) Gerekli maddi koşulların bulunmaması mı (Öyleyse aynı imkânlar Tarih için bulunabilirken, Coğrafya için neden bulunamıyor)? Biz tarihine düşkün, ama coğrafyasına bigâne bir millet olduğumuz için mi? Coğrafya mezunları daha kolay iş bulabildikleri için akademisyenliğe gerek duymadıkları için mi (öyleyse, yeni coğrafya bölümleri açmak için elimizde çok daha güçlü bir gerekçe de var demektir)?
Dil bölümlerine bakalım:
|
Bölümler
|
Puan Türü
|
Toplam Kontenjan
|
Yerleşen
|
Boş Kalan Kontenjan
|
Kontenjan Boşluk
|
|
% 'si
|
|
Ermenice, Gürcüce, Hindoloji, Hungaroloji ve İbranice
|
DİL-3
|
140
|
33
|
107
|
76,43
|
|
Boşnakça, Hırvatça, Arnavutça, Bulgarca ve Leh Dili
|
DİL-2
|
151
|
60
|
91
|
60,26
|
|
Fransız Dili Edebiyatı ve Fransızca Öğretmenliği
|
DİL-1
|
1.353
|
862
|
491
|
36,29
|
|
Rus Dili
|
DİL-3
|
460
|
313
|
147
|
31,96
|
|
Mütercim-Tercümanlık (Türkçe-Almanca-İngilizce)
|
DİL-1
|
1.576
|
1.123
|
453
|
28,74
|
|
Urduca, Arapça ve Farsça
|
DİL-3
|
821
|
602
|
219
|
26,67
|
|
Alman Dili Edebiyatı ve Almanca Öğretmenliği
|
DİL-1
|
2.071
|
1.654
|
417
|
20,14
|
|
Amerikan Kültürü ve Edebiyatı
|
DİL-1
|
3.261
|
2.628
|
633
|
19,41
|
|
Turizm Rehberliği
|
DİL-1
|
337
|
285
|
52
|
15,43
|
|
Çin, Japon ve Kore Dili
|
DİL-3
|
307
|
260
|
47
|
15,31
|
|
İngiliz Dili Edebiyatı ve İngilizce Öğretmenliği
|
DİL-1
|
9.007
|
7.804
|
1.203
|
13,36
|
|
Çeviribilim
|
DİL-1
|
112
|
103
|
9
|
8,04
|
|
Karşılaştırmalı Edebiyat
|
DİL-1
|
169
|
162
|
7
|
4,14
|
|
Yunanca, İtalyanca, İspanyolca ve Latince
|
DİL-2
|
502
|
498
|
4
|
0,8
|
|
Batı Dilleri (İngiliz Dili ve Ed.) (Kırgızistan-Türkiye Manas Ün.)
|
DİL-1
|
5
|
5
|
0
|
0
|
|
Dilbilim
|
DİL-1
|
77
|
77
|
0
|
0
|
|
Toplam
|
DİL-1
|
20.349
|
16.469
|
3.880
|
19,07
|
- Dil bölümlerinde öncelikle üniversite adaylarının talepleriyle ilgili bir nokta dikkati çekmektedir. Şöyle ki, boş kontenjan oranları Hindoloji, Hungaroloji, Ermeni, Gürcü, İbrani, Boşnak, Hırvat, Bulgar ve Leh Dillerinin yeterli talep görmediğini düşündürmektedir. Burada özellikle dikkat çekici bir durum da şudur: Boşnak, Hırvat, Bulgar ve Arnavut Dili bölümleri herhalde bulunduğu coğrafya itibariyle daha çok ilgi göreceği düşünülerek (Bulgar Dili ve Edebiyatı hariç) sadece Trakya Üniversitesi’nde açılmış; ancak yukarıda görüldüğü gibi kontenjanları toplamda % 60 oranında boş kalmıştır. Yine bu programlarla ilgili olarak şunu da belirtmekte yarar var: Özellikle YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın bir röportajında dediği gibi 10 öğrenciden daha az talep gören bölümlerin kapatılması gibi bir uygulamaya gidilmesi halinde bu saydığımız bölümlerin birçoğunun kapanması gerekecektir.
- Peki, bu bölümler kapanmalı mı? Özellikle dış politikada yeni açılımlar yapmaya başlamış, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihsel, kültürel ve siyasal mirasına sahip bir ülke olan Türkiye’nin üniversitelerinde Boşnakça, Ermenice, Gürcüce, Hindoloji, Hungaroloji, İbranice, Hırvatça, Arnavutça, Bulgarca ve Leh Dili bölümlerinin bulunmaması mümkün ve doğru mudur? Bu soruya evet diye cevap verecek hiçbir akademisyen veya aydının bulunmayacağı (ya da evet diyenden aydın olamayacağı) açık olduğuna göre “Bu bölümlere olan talep niçin azdır ve nasıl artırılabilir?” sorularına cevap verilmelidir.
Bu diller ve dillerin temsil ettiği kültürlerle ve coğrafyalarla irtibatımızın kesilmemesi için üniversite adaylarını bu bölümleri tercih etme noktasında teşvik etmek gerektiği açıktır. Bu açıdan gerekirse bu bölümleri Trakya Üniversitesi (ve bölgesi) yerine İç Anadolu’daki bir üniversiteye nakletmek ve bu bölümleri sadece bir yabancı dil programı gibi düşünmek yerine bir Dil ve Kültür programı haline getirmek düşünülmelidir. Boşnakça, Hırvatça, Arnavutça gibi bölümler adlarının da çağrıştırdığı gibi sadece bir dil bölümü olarak düşünülmüşken, üniversitelerimizde azımsanamayacak sayıda Amerikan Kültür ve Edebiyatı bulunmasının sebebi nedir?
Yine bu bölümlerin Türkiye’yi Orta Asya ve Balkanlar başta olmak üzere Osmanlı hinterlandında yer alan birçok ülkede yaptıkları başarılı çalışmalarla temsil eden Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) ve bünyesindeki Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri ve Enstitüsü ile Yunus Emre Vakfı gibi kurumlarla işbirliği yapması, öğrenci bulmalarını ve kuruluş amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlayacaktır. (Bu noktada Boşnakça ve Bosna ile ilgili tarihsel ve kültürel bağlarımızı, 1993 Sırp işgali ve günümüze ilişkin gönderme ve değinmelerle işleyen Prof. Dr. Cemal Kurnaz’ın “Serhadde Yaralı Bir Akıncı Beyi Bosna” adlı ufuk açıcı gezi gözlem yazısını buradan herkese tavsiye ediyorum.)
- Dikkat çeken bir durumda Fransız ve Rus Dilleriyle ilgili bölümlerin devlet üniversitelerinde talep gördüğü, ancak Vakıf üniversitelerinde bu bölümlerin çok az ilgi gördüğü ve öğrenci bulmakta zorlandığıdır. Aynı durum, Alman ve İngiliz Dili bölümlerindeki boş kontenjan oranlarını da yükselten bir faktördür.
- Yine (Vakıf üniversiteleri göz ardı edilerek) özellikle son yıllarda ticaretimizin arttığı Rusya ve Uzak Doğu ülkelerinin dilleriyle ilgili bölümlerde yüksek bir doluluk oranı olduğu söylenebilir. Bu açıdan yeni açılan üniversitelerde bu bölümlere yer vermek mümkün ve doğru olsa gerektir.
- Ayrıca bu noktada durup “Peki bizim liselerimizde kaç Yabancı Dil sınıfı ve öğrencisi var. Dil bölümlerini Yabancı Dil Alan/Kol/Bölümü mezunları dışında tercih eden adaylar var mı? Varsa bunu oranı nedir?” gibi bazı soruların cevaplanması gerekiyor.
Fen Fakültelerinin vazgeçilmez bölümleri olan Fizik – Kimya – Biyoloji bölüm ve öğretmenliklerine bakalım:
|
Bölümler
|
Puan Türü
|
Toplam Kontenjan
|
Yerleşen
|
Boş Kalan Kontenjan
|
Kontenjan Boşluk % 'si
|
|
Biyoloji Öğretmenliği
|
MF - 2
|
9.403
|
7.793
|
1.610
|
17,12
|
|
Fizik Öğretmenliği
|
MF - 2
|
8.819
|
4.134
|
4.685
|
53,12
|
|
Kimya
|
MF - 2
|
8.991
|
7.085
|
1.906
|
21,20
|
|
Kimya Öğretmenliği
|
YGS - 2
|
543
|
543
|
0
|
0,00
|
|
Toplam
|
|
27.756
|
19.555
|
8.201
|
29,55
|
- Bu bölümler içerisinden özellikle Fizik ve Fizik Öğretmenliği bölümlerinin toplamda % 53 oranında kontenjan boşluğu ile dikkat çektiğini görüyoruz. YGS puanıyla ve meslek lisesi kimya alan/kol/bölüm mezunlarını ek puanla alan Kimya Öğretmenliği bölümünün kontenjanını tamamen doldurması da dikkati çeken bir durumdur. Ancak boş kontenjan sayısını artırmamak için, Fen-Edebiyat Fakültelerinin Tarih ve Coğrafya ile birlikte değişmez bölümleri arasında yer alan Fizik, Kimya ve Biyoloji bölümlerini açarken veya kontenjanlarını artırırken düşünülmesi araştırılması gereken bir durum olduğu açıktır.
Sağlık bilimleriyle ilgili bölümlerin çoğunlukta olduğu MF – 3 ve YGS – 2 puan türünde yer alan bölümlerdeki durumu aşağıdaki tablo gösteriyor:
| Bölüm Adı |
Puan Türü |
Toplam Kontenjan |
Yerleşen |
Boş Kalan Kontenjan |
Kont. Boşluk % 'si |
| Beslenme ve Diyetetik |
YGS - 2 |
325 |
325 |
0 |
0,00 |
| Beslenme ve Diyetetik |
MF - 3 |
595 |
530 |
65 |
10,92 |
| Biyokimya |
MF - 3 |
87 |
63 |
24 |
27,59 |
| Diş Hekimliği Fakültesi |
MF - 3 |
1.973 |
1.973 |
0 |
0,00 |
| Ebelik |
MF - 3 |
407 |
407 |
0 |
0,00 |
| Ebelik |
YGS - 2 |
1.521 |
1.483 |
38 |
2,50 |
| Eczacılık Fakültesi |
MF - 3 |
1.448 |
1.448 |
0 |
0,00 |
| Fizyoterapi ve Rehabilitasyon |
MF - 3 |
509 |
509 |
0 |
0,00 |
| Fizyoterapi ve Rehabilitasyon |
YGS - 2 |
2.718 |
2.642 |
76 |
2,80 |
| Genetik ve Biyomühendislik |
MF - 3 |
163 |
123 |
40 |
24,54 |
| Gerontoloji |
MF - 3 |
31 |
31 |
0 |
0,00 |
| Gıda Teknolojisi |
YGS - 2 |
104 |
104 |
0 |
0,00 |
| Hemşirelik |
MF - 3 |
1.641 |
1.435 |
206 |
12,55 |
| Hemşirelik Y.O. |
YGS - 2 |
6.470 |
6.350 |
120 |
1,85 |
| Kimya Öğretmenliği |
YGS - 2 |
543 |
543 |
0 |
0,00 |
| Moleküler Biyoloji ve Genetik |
MF - 3 |
504 |
489 |
15 |
2,98 |
| Tarımsal Biyoteknoloji |
MF - 3 |
134 |
134 |
0 |
0,00 |
| Tarla Bitkileri |
MF - 3 |
764 |
743 |
21 |
2,75 |
| Tıp Fakültesi |
MF - 3 |
8.090 |
8.090 |
0 |
0,00 |
| Veteriner Fakültesi |
MF - 3 |
1.678 |
1.614 |
64 |
3,81 |
| Toplam |
|
29.705 |
29.036 |
669 |
2,25 |
Sağlık bilimleri ile ilgili olarak doluluk oranına dikkat çekmek yerinde olacaktır. Üniversite adaylarının iş garantisi sebebiyle bu bölümleri tercih ettiği açıktır. Burada yine dikkat çeken bir durumda Beslenme ve Diyetetik ile Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümlerine iki farklı puan türüyle öğrenci alınması ve LYS’ye dayalı olarak hesaplanan MF puanıyla öğrenci alan bölümlerin kontenjanlarında boşluk kalmasıdır. Şu soruların cevaplanması gerekiyor: Neden mezun olduklarında aynı işi yapacak, aynı unvanı alacak, aynı diploma ve haklara sahip olacak öğrencilerden bir kısmı YGS, bir kısmı ise hem YGS, hem LYS’ye girmek ve başarılı olmak zorunda. Bunu YÖK ve ÖSYM bugüne kadar Meslek Yüksek Okulu ve Fakülte gibi daha çok akademik örgütlenmeye dayalı bir ayrım olarak açıkladı. Oysa bu ayrıma, adaylar açısından bakıldığında bir haksızlık olduğu düşünülebilir. Sorular çoğaltılabilir, ama kesin olan bu konunun bir kere de adaylar açısından değerlendirilmesi gereğidir.
Özellikle mühendislik programlarının yer aldığı MF – 4 puanıyla girilen lisans programlarını tam tablosuna yer verip yorumlayalım:
|
Bölüm Adı
|
Toplam Kontenjan
|
Yerleşen
|
Boş Kalan Kontenjan
|
Kontenjan Boşluk
% 'si
|
|
Bilgisayar-Enformatik
|
153
|
3
|
150
|
98,04
|
|
Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği
|
290
|
44
|
246
|
84,83
|
|
Malzeme Mühendisliği (Atılım Ün.)
|
30
|
6
|
24
|
80,00
|
|
Bilişim Sistemleri Mühendisliği
|
305
|
84
|
221
|
72,46
|
|
Mühendislik Programları
|
275
|
82
|
193
|
70,18
|
|
Yat Tasarımı
|
30
|
10
|
20
|
66,67
|
|
Yazılım Mühendisliği
|
821
|
375
|
446
|
54,32
|
|
Su Ürünleri Mühendisliği
|
1.925
|
901
|
1.024
|
53,19
|
|
Gemi Makineleri
|
100
|
55
|
45
|
45,00
|
|
Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarisi
|
100
|
55
|
45
|
45,00
|
|
Enformasyon Teknolojileri
|
64
|
36
|
28
|
43,75
|
|
Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği
|
30
|
18
|
12
|
40,00
|
|
Sistem Mühendisliği
|
70
|
44
|
26
|
37,14
|
|
Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri
|
60
|
39
|
21
|
35,00
|
|
Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği
|
295
|
194
|
101
|
34,24
|
|
Güverte
|
170
|
113
|
57
|
33,53
|
|
Enerji Sistemleri Mühendisliği
|
592
|
399
|
193
|
32,60
|
|
Kontrol Mühendisliği
|
110
|
82
|
28
|
25,45
|
|
Endüstriyel Tasarım
|
153
|
116
|
37
|
24,18
|
|
Endüstri Ürünleri Tasarımı
|
236
|
183
|
53
|
22,46
|
|
Geomatik Mühendisliği
|
102
|
80
|
22
|
21,57
|
|
Bilgisayar Mühendisliği
|
7.198
|
5.800
|
1.398
|
19,42
|
|
Seramik Mühendisliği
|
114
|
94
|
20
|
17,54
|
|
Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği
|
1.021
|
844
|
177
|
17,34
|
|
Mekatronik Mühendisliği
|
828
|
686
|
142
|
17,15
|
|
Elektronik Mühendisliği
|
484
|
401
|
83
|
17,15
|
|
Endüstri Mühendisliği
|
5.321
|
4.469
|
852
|
16,01
|
|
İç Mimarlık
|
265
|
223
|
42
|
15,85
|
|
Elektrik-Elektronik Mühendisliği
|
6.696
|
5.698
|
998
|
14,90
|
|
Otomotiv Mühendisliği
|
429
|
376
|
53
|
12,35
|
|
Biyomedikal Mühendisliği
|
316
|
277
|
39
|
12,34
|
|
Peyzaj Mimarlığı
|
792
|
706
|
86
|
10,86
|
|
Mimarlık
|
3.651
|
3.260
|
391
|
10,71
|
|
Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği
|
430
|
384
|
46
|
10,70
|
|
Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği
|
159
|
143
|
16
|
10,06
|
|
İmalat Mühendisliği
|
274
|
251
|
23
|
8,39
|
|
Biyomühendislik
|
353
|
326
|
27
|
7,65
|
|
Tarım Makineleri
|
361
|
339
|
22
|
6,09
|
|
Tarımsal Yapılar ve Sulama
|
361
|
341
|
20
|
5,54
|
|
İnşaat Mühendisliği
|
6.747
|
6.422
|
325
|
4,82
|
|
Jeoloji Mühendisliği
|
2.995
|
2.852
|
143
|
4,77
|
|
Makine Mühendisliği
|
9.068
|
8.651
|
417
|
4,60
|
|
Tekstil Mühendisliği
|
1.165
|
1.121
|
44
|
3,78
|
|
Jeofizik Mühendisliği
|
966
|
930
|
36
|
3,73
|
|
Gıda Mühendisliği
|
3.065
|
2.971
|
94
|
3,07
|
|
Çevre Mühendisliği
|
2.990
|
2.902
|
88
|
2,94
|
|
Kimya Mühendisliği
|
2.637
|
2.569
|
68
|
2,58
|
|
Maden Mühendisliği
|
1.762
|
1.737
|
25
|
1,42
|
|
Biyosistem Mühendisliği
|
155
|
155
|
0
|
0,00
|
|
Cevher Hazırlama Mühendisliği
|
52
|
52
|
0
|
0,00
|
|
Deri Mühendisliği
|
62
|
62
|
0
|
0,00
|
|
Elektrik Mühendisliği
|
577
|
577
|
0
|
0,00
|
|
Endüstri Sistemleri Mühendisliği
|
73
|
73
|
0
|
0,00
|
|
Fizik Mühendisliği
|
423
|
423
|
0
|
0,00
|
|
Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği
|
293
|
293
|
0
|
0,00
|
|
Gemi ve Deniz Teknolojisi Mühendisliği
|
62
|
62
|
0
|
0,00
|
|
Harita Mühendisliği
|
1.124
|
1.124
|
0
|
0,00
|
|
Havacılık ve Uzay Mühendisliği
|
67
|
67
|
0
|
0,00
|
|
Hidrojeoloji Mühendisliği
|
41
|
41
|
0
|
0,00
|
|
İşletme Mühendisliği
|
113
|
113
|
0
|
0,00
|
|
Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği
|
67
|
67
|
0
|
0,00
|
|
Kimya ve Süreç Mühendisliği
|
36
|
36
|
0
|
0,00
|
|
Kimya-Biyoloji Mühendisliği
|
46
|
46
|
0
|
0,00
|
|
Makine ve İmalat Mühendisliği
|
36
|
36
|
0
|
0,00
|
|
Malzeme Bilimi ve Mühendisliği
|
373
|
373
|
0
|
0,00
|
|
Metalurji ve Malzeme Mühendisliği
|
1.655
|
1.655
|
0
|
0,00
|
|
Meteoroloji Mühendisliği
|
62
|
62
|
0
|
0,00
|
|
Mühendislik ve Doğa Bilimleri Programları
|
366
|
366
|
0
|
0,00
|
|
Nükleer Enerji Mühendisliği (Hacettepe Ün)
|
41
|
41
|
0
|
0,00
|
|
Orman ve Orman Endüstrisi Mühendislikleri
|
1.670
|
1.670
|
0
|
0,00
|
|
Polimer Mühendisliği
|
57
|
57
|
0
|
0,00
|
|
Şehir ve Bölge Planlama
|
667
|
667
|
0
|
0,00
|
|
Uçak Mühendisliği
|
62
|
62
|
0
|
0,00
|
|
Uzay Mühendisliği
|
52
|
52
|
0
|
0,00
|
|
Toplam
|
74.591
|
65.924
|
8.667
|
11,62
|
YÖK üye ve başkanı hocalarımızın öteden beri “Genelde toplumsal bir kurum olarak eğitimin, özelde de yükseköğretimin temel işlevi, bireyi iş sahibi yapmak değil, öncelikle donanımlı bireyler yetiştirmek” olduğunu vurguladıklarını görürüz. Bu argüman teoride bir haklılık payı taşımakla birlikte, eğitimin bireysel ve toplumsal koşul ve beklentilerden uzak – bağımsız – bir etkinlik olduğunu hiç kimse iddia edemez herhalde. Zaten sağlık alanında eğitim veren ve bu alan için personel yetiştiren bölümlere talebin fazla olması – kontenjan açığının % 2,09 gibi ihmal edilebilir bir düzeyde olmasının temel sebebi de bu olsa gerektir.
Bu çerçevede mühendislik bilimlerine baktığımızda – sağlıkta olduğu gibi bir doluluk beklenmesine rağmen – bazı bölümlerde % 80 - 90’ları bulan bir kontenjan sorunun bulunduğunu görüyoruz. Kontenjan boşluklarının yoğunlaştığı bölümlerin ve bu bölümlerin hangi üniversitelerde bulunduğunun ayrıntısına girmek burada mümkün değil, ancak istenirse bu bilgilere ÖSYM’nin yayınlarından ulaşmak mümkün (veya bizim göndermemiz) dür. Biz ayrıntısına girmeden mühendislik programları ile ilgili şu tespitleri yapabiliriz:
- Boşluklar özellikle Vakıf üniversitelerinde yoğunlaşmaktadır. Bu durumda da özellikle iki faktör rol oynamaktadır: 1) Üniversite kendisini tanıtamamış veya adaya programın içeriği ve mezuniyet sonrasıyla ilgili tatmin edici bir profil sunamamıştır. 2) Açılan program, içerik – beklenti uyuşması açısından yetersizdir. Tabi bu iki madde çoğu zaman birlikte etkili olsa gerektir. Özellikle Bilgisayar-Enformatik, Malzeme Mühendisliği (Atılım Ün.), Bilişim Sistemleri Mühendisliği ve Mühendislik Programları bölümlerinde kontenjan açıklarının oranına bakıldığında durum daha açık hale gelecektir. Bu bölümlerden özellikle Malzeme Mühendisliği’ne dikkatinizi çekiyorum. Bu bölüm sadece Atılım Üniversitesi’nde vardır ve kontenjanın % 80’i boş kalmıştır. Oysa (isim ve içerik olarak hemen hemen aynı olan) Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölümünde kontenjanların tamamının dolduğu görülmektedir. Bu örnekte Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölümünün tamamen devlet üniversitelerinde olduğu öne sürülerek bir itiraz getirenler için destekleyici bir örnek verelim: Orman ve Orman Endüstrisi Mühendisliklerinde de doluluk oranı % 100’dür. Ancak bu durum adayların sadece devlet ve vakıf üniversitesi ayrımına göre tercihlerini belirledikleri anlamına gelmez. Burada adayların daha çok mezuniyetten sonraki iş imkânlarıyla – yapacakları masraf arasındaki ilişkinin optimizasyonuna göre hareket ettiklerini düşünmek daha doğru olacaktır.
Gerçekten de yine devlet üniversitelerinde bulunan Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği (% 84) ve Su Ürünleri Mühendisliği (% 53) bölümlerinin kontenjan boşlukları oranına, öte yandan Mühendislik ve Doğa Bilimleri Programları (Sabancı Üniversitesi) bölümünün % 100 dolulukla yerleştirme yaptığına bakılırsa sorunun Vakıf (Paralı) üniversite – devlet üniversitesi ikileminden ibaret olmadığı görülecektir. (Yine benzer içerik ve isimdeki Gazikent Üniversitesi Mühendislik Programları bölümünün kontenjanının % 70 oranında boş kaldığını, ancak Üniversitenin henüz birinci öğretim yılı olması ve ilk yıllarında bölümün ücretli kısmı için 219 kişilik kontenjan açacak kadar da iyimser – yoksa hayalci mi demeli? – oldukları notuyla belirtelim.)
Buraya kadar söylediklerimizi özetlemek gerekirse:
Yeni üniversitelerin art arda açıldığı, her yıl yeni bölümlerin ve kontenjanların açıldığı bir dönemdeyiz. Bu gelişmeler ülkemiz adına sevindiricidir. Yükseköğretim kurumlarımızın bilime katkı yapması, çağın gereklerine uygun olması gibi gereklilikler sıklıkla vurgulanıyor. Bununla birlikte ideolojik şartlanmalardan, kişisel çıkar ve kaprislerden uzak, mevcut koşullarla kendini kısıtlayan edilgen bir eğitim planlaması yerine, hedefler koyan ve bu hedefleri de yapılacak sosyal ve istatistiksel araştırmalara dayalı, günümüz sosyo-ekonomik ve jeo-politik koşularına uygun olarak belirleyen proaktif bir eğitim planlaması daha acil ve önemli bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır. Bu durum eğitimin her kademesi için geçerli bir ihtiyaç olmakla birlikte, ilköğretim sonrasında, özellikle yükseköğretimde daha bir öne çıkıyor.
33 bin kişilik boş kontenjan dururken, gençleri okuyamamaktan, ÖSYM’den, ÖSYS’den, şifrelerden şikâyet eden, okumak için yurt dışına gitmek zorunda kalan bir Türkiye. Öte yandan Türkiye, büyüyen ekonomisi, jeopolitik konumu ve tarihsel bağlarıyla içinde bulunduğu coğrafyada güçlü ve etkin bir devlet olma yolunda olan bir ülke. Ülkemizin yükseköğretimde de taklit eden, gençlerini eğitim için dış ülkelere gönderen bir ülke değil, dışarıdan öğrenci alan ve takip edilen, etkin bir ülke olması ideolojik saplantılar veya kaderci ve teslimiyetçi bir eğitim anlayışı yerine önümüzdeki 5 – 10 – 20 yıllık dönemlerin ihtiyaçlarını ve koşullarını göz önünde bulunduran proaktif bir eğitim planlaması gerekiyor. Bu noktada, önceki YÖK üye ve başkanlarına sorumluluğu yıkmak, topu taca atmak olur herhalde. YÖK’ün önünde büyük bir fırsat duruyor: Birbiri ardı sıra yeni üniversitelerin, yeni bölümlerin açıldığı bu dönem Yusuf Ziya Özcan başkanlığındaki YÖK’ün yükseköğretimde niceliksel olduğu kadar niteliksel bir sıçrama fırsatı sunuyor. Bu fırsatın değerlendirilebilmesi dileğiyle…
|