1998'de açıklanan ve 1999 - 2005 arasında kapsam açısındanda tek basamağa düşürülen ÖSS, eleştirilere ve özellikle akademisyenlerden gelen itirazlara daha fazla direnemeyen YÖK tarafından 2006 ÖSS'den itibaren yine tek basamaklı, ama iki bölümlü bir sınav haline getirilmişti. 2006 - 2009 yılları arasında bu uygulama devam etti; ancak bu sistem uygulandığı üç yıl boyunca eletirilerden kurtulmamış ve Meslek Liselilerin kat sayı sorununa bir çözüm olmamıştı.
Bu yıl ilk uygulaması yapılan YGS ve LYS şeklinde iki basamaktan ve farklı oturumlardan oluşan sınav sistemi adayların sınav kaygısının olumsuz etkilerinden daha az etkileneceği, bildiklerini daha rahat kağıda (optik forma) dökebilecekleri bir sistem olduğu için olumlu karşılandı.
Yine tam bir eşitlik sağlamasa bile Meslek Liselilerin alan dışı tercih şanslarını artıracak şekilde AOBP (Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı) katsayılarının düzenlenmesi de olumlu bir gelişme oldu.
Ancak sınav sonuçlarının açıklanmasını izleyen tercih döneminde ÖSYM'nin üstüste gelen hataları ciddi tepki ve protestolarla karşılandı. Öncetercih kılavuzunda bazı bölümlerle ilgili hata yapıldığı ortaya çıktı. Ardından MF - 4 puan türünde başarı sıralamaları hesaplamasında hata yapıldığı ortaya çıktı.
KR Kariyer Rehberliğin Notu:
Kamuoyunda özellikle kılavuzdaki maddi hatalara çok vurgu yapıldı, tepki gösterildi. Ancak bize göre en ciddi hata, ÖSYM gibi esas görevi tercihler konusunda kesin bilgilerle tercihlerinde adaylara yardımcı olmak olan bir kurumun, bu yıl tahmini taban puanlar ve başarı sıralamaları yayınlayarak adayları yanıltmasıdır.
Yanıltma sözcüğünü 49 bölümle ilgili ve MF - 4 puan türüyle ilgili hata için değil; tahmini taban puan açıklanmasının mantığı için kullanıyoruz. Çünkü, ÖSYM bir tahmin yapılacaksa, bu tahmini gerçeğine en yakın olarak yapmak için elinde bütün verilere sahip olan kurumdu. Yani 2009 yılı taban puanları, başarı sıralamaları, hangi puan türünde kaç adayın lisans programlarını tercih hakkı kazandığı v.b. gibi temel verilere sahipti.
ÖSYM bu verilerden en kritiği olan 2009 son giren adayların başarı sırası bilgisini açıklamadı. (Bu açıklamayı yapmayarak ortada el altından alındığı izlenimi verilen bazı rakamların dolaşmasına izin vermesi de başlı başına sorunlu bir durumdur.) Bunun yerine 2010 ÖSYS Tercih Kılavuzunda kendi puan ve başarı sıralaması tahminlerini açıkladı. Ancak bu tahminlerini açıklarken yine elindeki verileri kullan(a)madı ve çelişik tahminler ortaya koydu. Örneğin:
Puanlar açıklandığında MF - 3 puan türünde 517 puan alan bir adayın başarı sıralamasının 6 bin 6 yüzlerde olduğu görülmesine rağmen; ÖSYM kılavuzda 515 puan ve 4060 başarı sıralamasıyla Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (Tam Burslu) bölümüne girilebileceğini açıkladı. ÖSYM'nin hesaplayıp açıkladığı bu ismi bizde olan öğrencinin başarı sırasına (6600) ve puanına (MF-3 = 517) mı inanacağız; yoksa kılavuzda açıkladığı tahmini başarı sırası ve tahmini taban puana mı inanacağız?
Yine TM - 3 puan türünde 294 puan alan adayın başarı sırası 352.000'dir. Oysa kılavuzda Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Antropoloji Bölümü için açıklanan tahmini puan 281, başarı sıralaması ise 353.000'dir. Puanlar arasındaki 13 puanlık farkı nasıl açıklayacağız? ÖSYM bu tahminleri yapar ve açıklarken acaba, kendi yaptığı ve öğrencilere gönderdiği puan ve başarı sıralaması hesaplamalarını ne derece dikkate aldı?
Örnekler çoğaltılabilir. Biz tercih dönemi içerisinde tercihlerine yardımcı olduğumuz bütün öğrencilerimiz için ÖSYM'nin kılavuzda yayınladığı bilgileri baz almamaları gerektiğini belirttik. Ancak bir uzmana danışma imkanı olmayan adaylar için ÖSYM'nin en azından bundan sonraki süreçte kamuoyunu yanıltmak ve yönlendirmek değil; sadece bilgilendirmek görevinin bulunduğunu bir kez daha vurguluyoruz.
Sonuç olarak:
ÖSYM tahmini açıklamalar yapmak yerine elindeki kesin bilgileri kamuoyuna açıklamalı; tahmin yapma işini özel kişi ve kuruluşlara bırakmalıdır. (Özel kişiler yanılırsa bu sadece o kişiyi bağlar ve sadece o kişiye olan güven sarsılır; ancak bir resmi kurumun bu şekilde yıpratılması, bütün sisteme yönelik çok ciddi endişeler ve güven sorunu doğurur.)