İslam öncesi Araplardaki sosyal sınıflar ve sosyal durum

İslam öncesi Araplardaki sosyal sınıflar, İslam Öncesi Mekke’de Sosyal Durum Nasıldı?

İslam Öncesi Mekke’de Sosyal Durum

Bir toplumun sosyal durumu denildiği zaman aile hayatı, nüfusu, eğitimi, ekonomisi, kısaca toplumun yaşama biçimi akla gelir. İslam’dan önce Arap Yarımadası’nda sosyal durumu kabileler arası güç dengesi, kan bağı, gelenekler, kabile meclis başkanları ve şehir eşrafı belirliyordu.

Mekke’nin ilk sakinleri Amalika kabilesi olarak bilinir. Daha sonra buraya Güney Arabistan’dan Cürhüm kabilesi gelip yerleşmiştir. Hz. İbrahim, eşi Hacer ve oğlu İsmail de Mekke’ye Filistin bölgesinden gelmişlerdir. Daha sonra Hz. İbrahim, oğlu İsmail’le birlikte Kâbe’yi eski temelleri üzerine inşa etmişlerdir. Cürhümlüler Mekke’yi ve Kâbe’yi bir süre idare ettikten sonra Yemen’den gelen Huzaa kabilesi Bekir kabilesi ile birleşerek Cürhümlüleri Mekke’den çıkarmışlardır. Huzaalıların Mekke idaresi iki asırdan fazla sürmüştür.



Hz. Muhammed’in beşinci göbekten dedesi olan Kusay,12 Huzaa kabilesi reisi ölünce yönetimi ele geçirmiştir. Böylece yönetim Hz. Muhammed’in mensup olduğu Kureyş kabilesine geçmiştir.

Hz. İbrahim’in Ailesiyle Mekke Bölgesine Gelişi ve Kâbe’nin Yapımı

Mekke, Arap Yarımadası’ndaki şehirler içinde ayrı bir öneme sahiptir. Kur’anı Kerim bu şehirden “Ümmü’lKura” (şehirlerin anası) diye bahseder. Nitekim En’âm suresinin 92. ayetinde “Bu (Kur’an), Ümmü’lKura (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır…” buyrulur.
Her çeşit ziraata elverişsiz olan Mekke yağmacı ve istilacılara karşı korunaklı bir yerdi. Dar geçitlerden geçilerek ulaşılabilen, yüksek dağlarla çevrili bir vadi üzerinde kurulmuş olduğundan müdafaası kolay bir şehirdi.13 Eskiden beri Mekke, Suriye’den Yemen’e veya Yemen’den Suriye’ye giden kervanların buluşup ayrıldıkları yer olarak kullanılırdı.

Hz. İsmail’in Mekke’ye gelişi şöyle olmuştur: Hz. İbrahim, ateşe atılma15 olayından sonra Irak taraflarından Filistin bölgesine gelir. Burada eşleri Sara ile Hacer arasında çıkan anlaşmazlık üzerine oğlu İsmail ve Hacer’i Mekke’ye götürerek Kâbe’nin bulunduğu mahalde uygun bir yere yerleştirir.

Kendilerine bir miktar yiyecek ve su bırakır. Sonra kendisi yoluna devam eder. Hacer, “Ey İbrahim, bizi burada bırakıp da nereye gidiyorsun?” diye sorar. İbrahim Hacer’in sorusuna cevap vermeden yoluna devam edince, Hacer, “Bunu sana Allah mı emretti?” diye ardından tekrar seslenir.
İbrahim, “Evet.” diye cevap verir. Bunun üzerine Hacer, “Öyleyse bizi kaybetmeyeceksin.” diye karşılık verir.

İbrahim, Hacer’le İsmail’den uzaklaştıktan sonra, “Ey Rabb’imiz! Soyumdan bazısını senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında çorak bir vadiye yerleştirdim. Rabb’imiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerinden rızıklandır, umulur ki şükrederler.” diye dua eder. Bir süre sonra Hacer’le İsmail’in yiyecek ve suyu tükenir. Bunun üzerine Hacer biraz ilerideki “Safa Tepesi”ne çıkar. Etrafa bakınır; fakat kimseyi göremez. Oradan inerek “Merve Tepesi”ne yürür, yine etrafa bakar. Buradan da kimseyi göremez. Hacer, Safa ile Merve tepeleri arasında hızlıca yedi sefer gider, gelir. Döndüğünde İsmail’in yanından bir suyun aktığını görür. Hacer, suyun akıp gitmemesi için etrafına set yapar.18 Sonra anneoğul buraya yerleşir ve buradan geçen Arap kafilelerinden yiyecek temin ederlerdi. Bu arada bu su (zemzem) bazı Arap kabilelerinde onun yakınına yerleşme arzusu uyandırdı ve ilk gelen Cürhüm kabilesi oldu.19 Zamanla Cürhümlüler Mekke’nin ilk sakinleri kabul edilen Amalika kabilesini oradan çıkararak Mekke’ye kendileri yerleşti.

Arap Yarımadası’nda yer yer çöller vardır.

Hz. İsmail, Mekke’de Cürhüm kabilesi içinde yetişti. Aslen Arap olmayan Hz. İsmail onlardan Arapça öğrendi. Sonra onlardan bir kızla evlendi ve çocukları Cürhümlülerle karışıp kaynaştı. Zamanla onun neslinden, “elArabü’lMüsta’ribe” yani Araplaşmış Araplar denilen kuzey Arapları türeyecek 21 ve Hz. İsmail’in oğlu Adnan’dan dolayı onlara Adnaniler denilecektir.



Hz. İbrahim, oğlu İsmail’i ve eşini arada bir ziyaret ediyordu. Yine bir ziyareti sırasında Hz. İbrahim, oğlu İsmail’e, “Ey İsmail, Cenabı Hak bana burada bir mabet (beyt) inşa etmemi emretti.” der ve Kâbe’yi eski temelleri üzerine birlikte inşa ederler. Bu, Kur’anı Kerim’de şöyle anlatılır: “İbrahim ve İsmail, Kâbe’nin temelini yükseltirken Rablerine şöyle dua ettiler: ‘Ey Rabb’imiz! bunu bizden kabul et. Sensin her şeyi bilen, her şeyi duyan. Rabb’imiz, bizi sana teslim olanlardan kıl. Soyumuzdan da sana teslim olacak bir topluluk çıkar. Bize ibadet yollarını göster.

Tövbemizi kabul et. Şüphesiz yalnız sensin, tevbeleri kabul eden ve rahmet dağıtan. Rabb’imiz onlara içlerinden senin ayetlerini okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder’…” Kâbe’nin inşası tamamlandıktan sonra Hz. İbrahim, Allah’ın, “İnsanlar arasında haccı ilan et.” emri gereği insanları hacca davet etmiş ve bu çağrıya uyanlar Kâbe’yi ziyaret etmeye başlamışlardır. Hz. İbrahim zamanında hac ibadeti farz kılınmış ve Mekke, emin bir belde olmuştur. Hz. İsmail de vefatına kadar Kâbe’nin hizmetini üstlenmiş sonra bu görevi Hz. İsmail’in çocukları yürütmüştür.

Kabile Hayatı ve Sosyal Sınıflar

Kabile, aynı soydan gelen birbirlerine kan ve nesep yoluyla akraba olan şahısların oluşturduğu topluluktur. İslam öncesi Arabistan Yarımadası’nda insanlar, kabileler hâlinde yaşıyordu. Kabileler, uzak akrabaları da içine alan asabiyet üzerine kurulmuştu. Hz. Peygamber asabiyeti “bir kimsenin haksız olmasına rağmen kavmine yardımcı olması. şeklinde tanımlamış ve asabiyet davasının İslam’ın ruhuna aykırı olduğunu söylemiştir. Araplarda soya çok önem verildiği için herkes, baba tarafından akrabalarını veya kabilesini ezbere sayabilirdi. Kabile erkek soyundan gelen akraba bağına dayanırdı. Araplarda bu tarz kabilecilik anlayışı hâkim olduğu için aralarında kavga eksik olmazdı.

İslam öncesi Araplarda göçebe ve yerleşik olarak iki tür kabile hayatı vardı. Mekke, Medine ve Taif’te oturan kabileler kısmen yerleşik hayata geçmişlerdi. Medine ve Taif gibi tarıma elverişli yerlerde oturanlar, geçimlerini genellikle tarımla, Mekke gibi tarıma elverişli olmayan merkezlerde oturanlar ise geçimlerini ticaretle temin ediyorlardı. Yerleşik hayata geçenler, geçimlerini genelde tarım, ticaret ve el sanatlarıyla sağlarlardı. Göçebeler çöl ve vahalarda yaşarlardı. Geçimlerini ise hayvancılık, avcılık ve baskın gibi yollarla sağlarlardı. Göçebe olsun yerleşik olsun sosyal yapının temelini kabile oluşturuyordu. Yerleşik ve göçebeler dışında yarı göçebe hayat yaşayan bir kesim daha vardı. Onlar, ticaret kervanlarının uğradığı konaklama yerlerinin bulunduğu vaha ve vadilerde yaşayan kabilelerdi.

YORUMLAYALIM
“Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: “Rabb’im! bu şehri (Mekke’yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” İbrahim suresi, 35. ayet.
Yukarıdaki ayetten hareketle Hz. İbrahim’in Mekke’yle ilgili beklentilerini yorumlayınız.

YORUMLAYALIM
Asabiyet, Cahiliye Döneminde bir kabilenin ya da kabileden birinin başka bir kabile tarafından, hangi sebeple olursa olsun, saldırıya uğramasını engelleyen veya herhangi bir saldırının meydana gelmesi hâlinde bunun doğuracağı maddi ve manevi zararın telafi edilmesinde en etkili faktördü.


Yukarıdaki ifadeyi toplumun düzeni açısından yorumlayınız.




Bir kabile bireyi, ister haklı ister haksız olsun her halükârda kabilesini savunurdu. Bu birlik ruhu, kabilenin bütün fertlerini birbirine bağlardı. O dönemde kan davaları çok yaygındı. Kabilesinden biri öldürülen kişi, kabile sorumluluğu duygusuyla hareket ederek ölenin intikamını alıncaya kadar kabilesi ile birlikte hareket ederdi. Araplar; zilkade, zilhicce, muharrem ve recep aylarını haram kabul ettikleri için savaşmazlardı. Eğer bu aylarda savaş yapılırsa bunun kötü bir şey olduğunu ifade etmek için ona “ficar” derlerdi. Bir kabilenin fertleri hür, köle ve mevaliden oluşurdu. Hür olanlar da eşraf ve avam olmak üzere ikiye ayrılırdı. Zengin, kumandan, şair, hatip ve kâhinler diğer insanlardan daha üstün (eşraf) sayılırdı. Diğerleri ise avam kabul edilirdi.

Kadın ve erkek köleler panayırlarda alınıp satılırdı. Sahibi ölünce akrabalarına miras olarak kalırdı. Bu insanlar muhtelif işlerde çalıştırılırdı. Köleliğin ana kaynağı savaşlardı. Savaşta esir alınanlar köleleştirilirdi. Bu esirler bir mal gibi pazara çıkartılırdı. Bununla beraber köleler birbiri ile evlenebilirdi. Bunlardan doğan çocuklar da köle kabul edilirdi. Bir köle, kendi değerinin karşılığını kazanıp sahibine ödeyerek hürriyetine kavuşabilirdi. Hürriyetine kavuşturulan kölelere “mevali” denirdi. Bu insanlar köleler ile hürler arasında bir sınıf oluştururdu. Bunlar kabilenin bir üyesi sayılır ve alınıp satılmazdı. Fakat evlenme ve miras gibi konularda hürler gibi muamele görmezlerdi.

Kabileler arasında değişik şekillerde akrabalık kurulabiliyordu. Kabileler dışarıya tamamen kapalı değildi. Örneğin, bir kimse kendi kabilesini terk eder veya kabilesinden kovulur da başka bir kabileye sığınırsa o kabileye üye olarak kabul edilirdi. Böyle kimselere anlaşmalı (hilf) denirdi. Resmî koruma altına alınan (car), savaş veya baskınlarda ele geçirilen, yahut satın alınan köleler azat edilirse vela bağı kurulur, azat edilen köle azat eden kabilenin mevlası olurdu. İşte bu yollarla akrabalık kurulabildi. Bunlar da hür olan kabilenin bir üyesi gibi muamele görürdü.

Kabile; kendisine seyyit, şeyh, melik veya emir denilen bir kişiyi başkan seçerdi. Başkan seçilecek kişide cömertlik ve kahramanlık gibi bazı özellikler aranırdı. Kabile başkanlığı babadan oğula geçmezdi. Ancak çocuklardan biri gereken niteliklerini taşıyorsa başkan olabilirdi. Kabile başkanı nın görevi, kabile arasında hakemlik yapmaktı. Problemler kabilenin örfüne göre çözülürdü. Bunun yanında kabile başkanına danışmanlık yapan bir de meclis olurdu.

Yerleşik hayata geçenlerde göçebelerdeki meclis yerine “mele”, denilen bir kurum geliştirilmişti. Mele, her kabilenin önde gelenlerinden bir iki kişinin seçilmesiyle oluşturulan bir meclisti. Bu kurumun çekirdeğini Kusay oluşturmuştu. Toplantı yeri olan “Dar’ünNedve”de toplanırlar ve şehrin tamamını ilgilendiren işleri görüşürlerdi. Mekke Döneminde bu meclisin üyeleri Hz. Peygamberin baş muhalifleriydi.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Mobil Uygulamamızı İNDİRİN!

Açık Lise Yazı ve Haberler

Doğru soru sormak, doğru cevaplara ulaşmanın ilk koşuludur. Yorum yazın, soru sorun, cevaplayalım.


Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 11 Ocak 2018

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın