Gülşah Civriz Akçay
|
Orta öğretim ya da lise sonunda bir dahaki sene gideceğiniz okulu belirleyecek sınavlara hazırlanırken, hayatınızı değiştirecek tek şeyin sınavınızın sonucu olduğuna dair büyük bir inanış var ancak, söylemek zorundayım ki, zihinlerdeki bu anlayış aslında büyük bir yanılgıdan ibarettir. Bu süreçte, sınavlardan elde edeceğiniz puan kadar hatta belki daha da fazla yaşamınızı etkileyecek olan şey göstereceğiniz performansla zor zamanlarda kim olduğunuzu yani kendinizi gerçekleştirebilme gücünüzü fark etmektir. Diğer bir deyişle, sınava hazırlanırken yaşadığınız zorluklar karşısında ne yaptığınız, nasıl yaptığınız ya da ne yapmadığınız ve neden yapmadığınız, bu dönemde geliştirdiğiniz problem çözme becerileriniz, başarıya ulaşmak için çizdiğiniz strateji ve engeller karşısındaki tutumunuz aslında size hayatınız boyunca ışık tutacak bir rehber olabilir ya da geçmişinize gömmek istediğiniz karanlık günler.
|
|
Konuyu somutlaştırmak için bu yazıda kendi sınav sürecimden bahsetmek istiyorum sizlere. Amacım “Bir şeyi bir kişi basardı ise herkes başarabilir” ilkesinden hareketle sizlere geleceğiniz adına ümit ve cesaret kazandırmak. Üniversiteye hazırlandığım yıl sınav sistemi uzun yıllardan sonra ilk kez değişmişti. Daha önce ÖSS-ÖYS seklinde 2 basamaklı olan sistem tek basamaklı ve bütün alanlardan soru cevaplamanızı gerektiren bir formata dönüşmüştü. Lise boyunca planlarımı - EA öğrencisi olmama rağmen sevmediğim sayısal derslerden uzak durmayı seçtiğim için - üniversite sınavında çok başarılı olduğum sözel alandan soru kaçırmadan iyi bir puan alarak Ankara’da Tarih ya da Edebiyat bölümlerini okuyabileceğim iyi bir fakülteye girmek üzerine yapmıştım.
Sistem değişince tüm planlarım bozulmuştu. Artık matematik, fizik, kimya ve biyoloji derslerinden de soru çözmek zorundaydım. Oldukça stresli günler geçiriyordum. Dershanenin seviye tespit sınavında matematikten 4 yanlış + 1 doğru = 0 net çıkarttığımı görmek, bu gerginliği tam bir kaosa dönüştürmek üzereydi. Deneme sınavında fen netlerim iyiydi, sözelim de çok iyi olduğu için EA’da en iyilerin olduğu sınıftaydım ve arkadaşlarım matematik dersinde ben soruyu deftere yazmadan cevabı verecek kadar iyiydi. Bu da zihnimde korku dolu sorular oluşmasına yetmişti.
Lisede sınıfta hep iyi olmaya alışmıştım, öyle matematiği zayıf bir öğrenci de olmadım hiç, hep takdirname alarak Süper Lisede okudum ama dershanede her şey çok hızlı ve farklıydı. İyi olmak artık çok zordu. Tüm bu keşmekeş içinde zihnim sürekli matematik konusunu nasıl çözeceğimi düşünüyordum. Liseden benim durumumdaki bazı arkadaşlar denemelerden gelen sonuçlar düşük gitmeye devam edince planlarını bir sonraki sene üzerinden yapmaya başlamışlardı ancak ben bu ihtimali asla düşünmedim.
Bir gün kitaplığımdan daha önce aldığım ama okumadığım bir kitap ilişti gözüme: Sınırsız Güç. Elime aldım ve atlayarak okumaya başladım. Bir bölümde inanmanın gücünden bahsediyordu, bu konuda verilen üç-beş satırlık bir örnek o esnada benim hayatimi değiştirecek bir etki yarattı. Örnekte, bir grup insanın önüne birer kalıp buz konulduğunu ve onlara önlerindekinin kızgın demir olduğu telkininin verilişini anlatıyordu. Sonuçta buz kalıbına dokunan kişilerin parmakları su toplamıştı!
Evet, sanki ateşe dokunmuş gibi tepki veriyordu buza dokunan insanların parmakları. ‘Eğer, inanınca buz, ateş etkisi yapıyorsa hem de bu insanin üzerinde fizyolojik olarak bir değişim yaratıyorsa ben bu matematiği hallederim!’ dedim kendi kendime. Zihnim sanki bu anı bekliyordu hep. O anda inandım başaracağıma… 0 matematik skoru gözümün önünden gitmese de, başlangıçta çok zorlansam da içimdeki korkuya ve ümitsizliğe yenik düşmeden çalıştım… Kısa zamanda işin sırrını yani matematiksel düşünme becerisini öğrendim. Lise boyunca 3 senede öğrenemediğim her şeyi 3-4 ayda her gün düzenli, ama çok düzenli çalışarak edindim ve sonuç şu oldu: Sözelim zaten iyiydi sadece 2 yanlışım vardı, sayısalda ise tam 40 net yapmıştım! Bu benim beklediğimin de üstündeydi.
Sonuçta, dershanede Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanan iki öğrenciden biri oldum. O zor dönemde insana ve kendime dair fark ettiklerim beni psikoloji alanında meraklandırmıştı. Bu nedenle Tarih ve Edebiyat idealim yerini Psikoloji’ye bıraktı. Sınava hazırlanırken, yaşadığım onca zorluk karşısında kendi başarabilme gücüme olan inancım beni düştüğümde dahi kalkmaya motive etti.
Denemelerde yaptığım her yanlış beni “sınavda yapmayacağım bir yanlışı daha öğrendim” anlayışına ulaştırdı, yani zihnimdeki anlam haritalarını yeniden yapılandırmaya taşıdı. Özetle, bu zor dönemde kendi içsel gücümü keşfetmem ve başarmak için sürekli yenilediğim stratejiler çizmem sayesinde kazandığım deneyimler 4 senede Boğaziçi Üniversitesinde Psikoloji ve Sosyoloji bölümlerini onur derecesiyle bitirecek bir özgüvene ve çalışma azmine de sahip olmamı sağladı.
Bugün kendi kaderimi değiştiren şeyi yani “inancın gücünü” kendi danışanlarımın yaşamlarını değiştirmek için kullanan bir psikoterapistim. Yaşayarak öğrendim ki “Zihin neyi beklerse o gerçekleşme yoluna girer”. Sınav kaygısıyla gelen her öğrenci danışanıma size anlattıklarımı anlatıyorum ve fazla değil birkaç seans sonra inancın gücünü harekete geçiren çalışmalarımızla birlikte sınav sonuçlarında 80 puana varan artışı yaşayan birçok öğrencinin kaderi değişiyor.
Sınavlara hazırlanırken amacınız sadece sınavı kazanmak değil, yasam boyu size ışık tutacak bir süreçte kendinize inanma gücünüzü keşfetmek olursa eğer, bu süreç hem daha keyifli hem de daha başarılı geçer. Unutmayın! “İnsan inandığıdır.!”Neye inanıyorsanız; onu çekersiniz ve kendi gerçeğiniz haline getirirsiniz!...
Gülşah Civriz Akçay
Psikolog - Hipnoterapist
|