Panslavizm nedir? Panslavist Hareketler Ne Zaman Başlamıştır?

yorumsuz
121

Panslavizm nedir? Panslavist Hareketler Ne Zaman Başlamıştır?

Panslavizm, Rusya’nın özellikle Çarlık döneminde uyguladığı, Slav ırkından olanları kendi hakimiyeti altında bir devlet halinde toplama siyasetidir. Tarih boyunca Balkanlar’daki tüm Slav ırklarını bir araya toplamak ve Akdeniz’e inmek Rusya’nın en büyük amacı olmuştur. Önce kültürel bir akım olarak ortaya çıkan Panslavizm, 19. yüzyılda siyasi bir renk almıştır.

Bu akımdan önce ise, Balkanlar’da Pan-ortodoksluk hakimdi. Rusya, özellikle Türk idaresinde yaşayan Ortodoksları korumayı, kendisine verilmiş kutsal bir görev olarak algılıyordu. Bunun için Ortodokslar ile ilgili konularda Osmanlı yönetiminin iç işlerine karışıyordu. Rusya, kendisini bir 3.Roma rolünde görerek, tüm Balkan ve Avrupa Ortodokslarını özgürlüğe kavuşturmak fikrini daha 16. yüzyılda geliştirmeye başlamıştır. İşte bu politika Çariçe 2. Katerina döneminde kesin şeklini almıştır. 1774’teki Küçük Kaynarca Barışı ile bir taraftan Osmanlı’nın Karadeniz’deki mutlak egemenliğine son verilirken, Rusya’nın bu anlaşma ile Osmanlı topraklarındaki tüm Ortodoksları himayesi altına almış olduğu iddiası, çok geniş boyutları içinde 19. yüzyıla yansıyacaktır. Ancak Rusya’nın böyle bir politika izlemesindeki amaç, Osmanlı Ortodokslarının özgürlüğünden öte, Ayasofya Camiine haç dikerek bu vesile ile Rusya’yı Karadeniz’de tutsak kılan Boğazların kilidini açmaktı. 19. yüzyılın ilk yansında batı ve güney Slav halklarının ulusal kimlik arayışı da Rusya’nın hedeflerine uygun çerçeveyi oluşturmuştur. Her şeyden önce şunu belirtmemiz gerekir ki, Rusya’nın Panslavizm ve Panortodoksluk politikası uluslararası ilişkilerde vazgeçilmez bir dış politika ilkesi olarak sürdürülmüş değildir. Rus İmparatorluğu 1725 yılında Petro tarafından ilan edildikten sonra, her ikisi de Rus politika ve diplomasisinde zaman zaman yer almıştır. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var ki, Panortodoks politika Rus İmparatorluğu’nun yapısal özellikleri içinde kökenlerini bulsa da, Slavizm ve Panslavizm orijini bakımından Rus değil, Çeklerin Rusya’ya yapmış olduğu bir katkıdır.

Panslavizm cereyanı, Rusya’da da 19. yüzyıl ortalarına doğru süratle gelişmişti. “Türklerin zulmü altında inleyen Slav kardeşlerini kurtarma” maskesi altında hareket eden bu zümre mensuplarının esas gayeleri, Rusya’nın hakimiyeti altında bütün Slavları birleştirmek ve İstanbul’u ele geçirmekti. Panslavistler bu maksatla “Ayasofya’ya Haç Koymak” sloganını ortaya atmışlardı. Başlangıçta Rus hükümeti tarafından desteklenmeyen bu hareket, Çar 2.Alexander zamanında gittikçe kuvvetlendi ve Rus siyasetine tesir etmeye başladı. Siyasi alanda Panslavistlerin en mühim şahsiyeti, 1864’de İstanbul’a elçi olarak gönderilen İgnatiyev olmuştur.

Panslavizm, siyasi bir araç olarak Kırım Savaşı yıllarında Rusya’nın gündemini işgal etmeye başlamasına rağmen, Rusya’nın dünyadaki tüm Slav halklara yönelik himaye politikası Çar ı.Petro zamanına kadar inmektedir. Panortodoksluk’un doğal bir uzantısı sayılan Panslavizm, Rusya’nın Kırım Savaşı’ndaki yenilgisinden sonra ı858’de “Slav Yardım Komitesi”nin6 kurulmasıyla devreye girecekti. Kırım Savaşı esnasında Avrupa devletlerinin Rusya’ya karşı harekete geçmesi, Rus kamuoyu ve Panslavistleri derinden etkilemiştir. Diğer yandan Alman Birliği’nin kurulması ve Pancermenizm hareketinin yükselmesi ile Panslavizm hareketi özellikle Orta Avrupa’ da hız kazanacaktı.

Panslavizm’in ı870-1912 döneminde Rusya’nın Balkan politikasında çok önemli bir etken olduğunu belirtmek gerekir. ı9. yüzyılın son çeyreğinde Güney Slav halklarının milli bağımsızlık mücadelesi doruk noktasına ulaşmış ve Rusya’nın desteğine güvenen Balkan Devletleri mücadelelerine hız vermişlerdi. Rus kamuoyu ise Slavlara destek vermek amacıyla geniş kapsamlı propaganda hareketi başlatmıştı. Balkanlar’da Hıristiyan Slav davasına bağlılık Rus kamuoyunda ve bürokrasisinde hala güçlüydü; fakat Berlin Kongresi’nden sonra Rusya ile Balkan uyduları arasında bir gerginlik ortaya çıktı ve ı88o’lerin ortasında Bulgaristan’la arası açılınca Balkanlar, Rusya’nın Osmanlı politikasında kesinlikle tali bir yer aldı.

1905 Rus ihtilalinden sonra yapılan nüfus sayımı Rusya’da 107 muhtelif milletin yaşadığını, Ruslann ancak nüfusun % 43,3’ü teşkil ettiğini ortaya koyınuştur. Bu milletler daha geniş muhtariyetler istiyordu. Bu yüzden “Neoslavizm” (Yeni Slavcılık) akımı doğdu. Aslında eski “Panslavizm” görüşlerinin yeni bir tarzda canlandırılmasından ibaret olan bu hareket, önceleri kültür ve iktisat problemlerine ağırlık vermiş görünüyordu. Ancak kısa zamanda siyasi prensipler öne geçti, “Neoslavizm” Çar 2.Nikola tarafından tasvip gördü ve Rus hükümetinin dış politikasının esasını teşkil etmeye başladı.9 Bir arşiv belgesinde Sofya’da çıkan Mir adlı Bulgarca gazetenin 8 Aralık 1905 tarihli nüshasında Petersburg’da çıkan Enformasyon adlı gazetede yayınlanan bir makalenin tercümesine yer verilmiştir. Bu makalede Osmanlı idaresinde yaşayan Slavlar için reform yapılması gerektiği, Rusya’nın bölgede yaptığı incelemeler sonucunda Slavların şiddete maruz kaldıkları sonucuna vardığı ve bunun üzerine Osmanlı Devleti’ne başvurdu ğu belirtilmektedir. Ayrıca Rusya’nın büyük devletleri bu hususta bir konferansa davet edeceği, buna muvaffak olamaz ise Balkan devletleri ittifakı vasıtasıyla Osmanlı idaresindeki Slavlara yardım edeceği, bu konuda da başarı sağlayamaz ise Berlin Antlaşması’nı imzalayan devletlere başvurarak Osmanlı idaresindeki Slavların durumuna dikkat çekeceğini ve büyük devletlerin bu konuda bir tedbir alamamaları durumunda Rusya’nın sert tedbirlere başvuracağı ve büyük güçleri bir konferansa mecbur edeceğinden söz edilmektedir.10 Nisan 1908’de liberaller Moskova’da Slav kültürü için bir cemiyet teşkil ettiler ve aynı şekilde Slav etütleri için St. Petersburg’da Slav Araştırmaları Cemiyeti kurdular. Prens Trubetskoy şöyle yazıyordu: “Slav halklarını ikna etmek lazımdır. Ta ki onlar, bizim onların iç işlerine müdahale etmek niyetinde olmadığımıza ve bizim ilk Slavcılardan farkımızın bu olduğuna inansınlar. Bizim ahlaki ve zihni ferdiyetçiliğe saygı göstermekte iyice kararlı olduğumuza onları inandırmalıyız. Rusya Balkanlar’daki Slav kardeşlerini hürriyetlerine kavuşturmayı görev bildiğini ısrarla ifade ediyor ve fakat aynı zamanda Rusya’da yaşayan herkesi baskı altında tutuyor, eziyor bu sebeple hepimiz ondan uzaklaştık ve yine bu sebeple Avusturya Slavları bizlere itimatsızlık gösteriyorlar. Bu itimatsızlık halen mevcuttur. Biz bunu çözmek için her şeyi yapmaya mecburuz. Doğu sınırlarımızın emniyeti buna bağlıdır. ” 1912 yılına gelindiğinde ise Balkan milletlerinin Osmanlı Devleti’ne karşı saldırısı Panslavcılarda bir heyecan doğurmuştu.

Sultan 2. Abdülhamid döneminde Rusya’ya yakınlaşma denemeleri gündeme gelmiş ve bu hususta büyük kararlılık gösterilmiştir. Fakat buna rağmen Rusya’nın Boğazlar üzerindeki emellerinden asla vazgeçmediği ve Boğazlar’ı ele geçirmek için fırsat kollayarak, baskın hazırlıklarında bulunduğu da tarihi bir gerçektir. Rusya bu tarihi arzusunu gerçekleştirmek için yine Panslavizm ideali ile hareket etmiş ve Balkan ülkelerini Osmanlı’ya karşı kışkırtıp, Balkan savaşlanna sebep olmuştur.12 Tasvir-i Ejkô.r gazetesinin Rusya Siyasetinin Yeni Cephesi başlıklı makalesinde bu konuda şöyle bir ifade yer alıyordu: “Rusya ‘nın tarihi bir siyaseti vardır ki, bu Panslavizmdir. Türk memleketlerini istila, İslamiyet’e her vesileyle zorba, bu mesleğin belli başlı düsturlarını teşkil ederdi.

Görüldüğü üzere Panslavist propaganda Balkan Savaşı’nı başlatmıştı. Rusya’dan Bulgar ordusuna gönüllüler gidiyor, ilgili ülkelerden külliyetli para ve eşya yardımı yapılıyordu. Çekler, Avusturya Slavları ile bu konuda adeta yarış ediyorlardı. Rusya’da Panslavist hülyalar yeniden uyanmış ve bu defa artık Osmanlıların “Avrupa’dan Asya’ya kovulmaları” zamanının gelip çattığına hükmedilmişti. “Ayasofya’ya Haç Koymak” Rus milliyetçiliğinin, Panslavistlerin ve bu hareketin arkasında duran Rus hükümetinin siyasi parolası olmuştu. Fakat 1913 yılında Sırp ve Bulgar savaşından sonra Slav milletleri arasındaki mücadelenin henüz kökten halledilmediği üzüntü verici bir biçimde ortaya çıktı. Zaferi iki defa Sırpların kazanması onların kendilerini güney Balkanlarda birlik hareketinin öncüsü gibi telakki etmeleri cüretini verdi. Sırpların şiddet taraftarlığı, Rus ve Çek Panslavistleri tarafından tahrik edildi. Birinci Dünya Harbi’nin çıkmasında da Rusya’nın “Panslavist” emeller peşinde koşmasının önemli ağırlığı vardır. Bunu Bolşeviklerin neşrettiği eski Çarlık Hariciye Nezareti arşivinden aldıkları “Boğazlar, Türkiye ve Büyük Devletler” adlı belgeleri içeren eser açıkça ortaya koymaktadır. 16 Bu konu ile ilgili olarak İkdam gazetesinde çıkan Rus Haberleri başlıklı bir makalede Rusya’nın Slavlık politikasından söz edilmişti: “Rusya yalnız para, nüfuz, arazi kaybetmedi, bu hükümetin aynı zamanda İslavlık siyaseti iflasa duçar oldu ki, bu felaket Rusya için telafisi kabil olamayacak derecede ağırdır. Şimdiye kadar neşredilen bütün vesaik bize kati ve şüpheye asla mahal kalmayacak surette ispat etmiştir ki harb-i umumiye Rusya sebep oldu. Rusya’yı tahrik eden emel ise İslavlık derdinden ve Balkanlarda İslav nüfusunun kati bir şekilde tesis arzusundan başka bir şey değildir.”

Savaşın başlangıcından Panslavizm’in bazı yankıları henüz işitiliyordu. Çar, 8 Ağustos 1914’te yaptığı konuşmada: “Tarihi geleneklerine sadık Rusya, Slav milletlerini iman ve kan bağlarıyla birleştirecek, onların durumlarına karşı asla ilgisiz kalmayacaktır. Avusturya-Macaristan, Sırplara hiçbir bağımsız devletin kabul edemeyeceği şartları öne sürdüğü zaman, Rus halkı Slavlara en kardeş.ne hislerini ortak bir heyecanla ifade etti.” Çar, Avusturya Slavlarını ve onların hürriyetlerini zikretmiyordu. Açık bir şekilde şayet, Rusya harbe girerse bunun büyük devlet durumunu korumak için olacağı ilan ve ifade edildi. “Yalnızca, haksız bir taarruza uğramış kardeş bir milleti savunmak değil, fakat aynı zamanda Rusya’nın şerefini, namusunu, bütünlüğünü ve büyük devlet olma haysiyetini savunmak vardır.” Görüldüğü üzere Rusya’nın Balkan politikasının amacı Panslavizm değil, Boğazlar’ın kontrolünü ele geçirmekti. Diğer yandan 1914 yılında Rusya hegemonyasını Avrupa ve Asya üzerinde tesis edebilecek güçte değildi. 1916-1918 arasında büyük Rusya hariç bütün Slav memleketlerini hakimiyeti altında tutan Rusya değil Almanya idi, Polonya, Ukrayna, Avusturya-Macaristan Slavları, Sırbistan Montenegro ve Bulgaristan, belli bir zamanda AvusturyaMacaristan’da Alman hakimiyeti gerçekleşmişti

Buna rağmen Rus milliyetçilerinin dış politika amaçlarından biri Balkan Yarımadası’ndaki Slav topluluklarını Rusya’nın etrafında birleştirmek ve böylece İstanbul ile Boğazların anahtarlarını ele geçirmekti. Rusya’da liberal ve emperyalist çevreler ise Rus kültürünün yayılabileceği bölgelere yönelmesini öneriyorlardı. Bu bölge Karadeniz bölgesi idi ve Rusya bu bölgede ‘ ekonomik de askeri üstünlüğü ele geçirdiği takdirde’ bütün Yakındoğu üzerinde hakimiyet kurabilirdi. Liberallerin ideologu olan Prens Trubetskoy, liberallerin Dışişleri Bakanlığı ile yakın ilişkiler kurmalarını sağlamıştı. Trubetskoy’a göre Ruslar bu dönemde Ortodoksluk ve Slavizm ideolojisine sarılmalıydı. Çünkü büyük bir devletin ilham alabileceği büyük ve yaratıcı bir ideolojiye ihtiyacı vardı. Trubetskoy’a göre Slav Birliği hem Avrupa’da güç dengesini kurabilir hem de Pancerrnenizm’e karşı Yakındoğu ve Balkanlarda bir direniş gücü oluşturarak Rusya’nın Karadeniz ve Boğazlar üzerindeki emellerine ulaşmasını kolaylaştırabilirdi. Böylece Rusya Balkan Slavlarını himaye ederek ve en zor anlarında onların imdadına yetişerek bölgede Avusturya’nın yayılmasını durdurabilirdi. Liberal emperyalistlerin Slav Sorununa çözüm arayışları Neoslavizm ideolojisinin oluşumunda da etkili olmuştu. Neoslavizm, Slav Birliği’nin akraba topluluklarının özgürlük ve eşitlik temelinde birleştirilmelerini öngören bir hareketti. Burada asıl amaç Pancerrnenizm’e karşı Slav dünyasını birleştirmekti. Aynca, Rusya’nın tarihsel misyon olarak adlandırdığı, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını ele geçirmek çabası da belirleyici bir role sahipti. Bütün bunların sonucunda, Rusya’nın Pancermenizm’e karşı kurduğu Balkan İttifakı kısa sürede Rusya’nın kontrolünden çıkınca Balkan Devletleri arasında güçlü bir siyasi birliğin kurulmasının mümkün olamayacağı görülmüştü. Sonuç olarak denilebilir ki, 20. yüzyıla gelindiğinde Rusya’nın Balkan politikası da iflas etmişti. 1917 Ekim Devrimi ile birlikte de Lenin Panslavizm’i terk etmişti. Özetleyecek olursak, Rusya’nın meselesi ne Panortodoksluk ne de Panslavizm idi; amaç, Osmanlı’yı yıkmak veya boyunduruğu altına almaktı. Buna karşı direnen Osmanlı’nın tek meselesi de, kendisini Rusya’ya karşı korumak değildir; çünkü İmparatorluğun bünyesini sarsan çeşitli diğer sorunlar da vardı. Öte yandan, Panortodoksluk ve Panslavizm’in Balkanlar’daki milliyetçi hareketleri yarattığını söyleyemeyiz, temel zaten Hellenizmle atılmıştır. Diğer bir deyimle Balkan Ortodoks ve Slavların amacı, Rus şemsiyesi altına girmek değil, Yunanistan modelinde kendi devletlerini kuracak olanaklara sahip olabilmekti. Rusya ise Balkan devletlerinin güçlenmesini arzulamıyordu. Bu konuda İkdam gazetesinin Rusya Hükümeti ve Balkanlar başlıklı makalesinde Novoye Vremya’dan alıntı yapılmış ve şöyle bir ifade yer almıştı: “Novoye Vremya’ya nazaran Balkan küçük hükümetlerinin medeniyette süratle tali eylemeleri dahi Rus siyaset-i istilasına bir sedd-i mümanaat teşkil eylemeğe başlamıştır.”

Rusya’nın Osmanlı politikasına gelince, daha 19 yüzyılın başında, ağırlıklı olarak Rus nüfuzu altındaki zayıf bir Osmanlı Devletinin korunması, dağılmasına ve parçalanmasına tercih edilmişti. Rusya’nın bu dönemdeki Balkan politikası da büyük ölçüde Makedonya Sorunu çerçevesinde şekillenecekti.

Kaynak:

Sevilya Aslanova – 20.Yüzyılın Başında Rusya-nın Osmanlı Politikası

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Açık Lise Yazı ve Haberler

Admin'in Notu: Arkadaşlar. çözdüğünüz testlerle ilgili yorum yazarak bize çalışmamızda yol gösterin. Hangi dersten test eklenmesini istediğinizi, hangi testleri çözdüğünüzü kendi adınız veya nickname'inizle yorum yazarak belirtirseniz sevinirim.

Doğru soru sormak, doğru cevaplara ulaşmanın ilk koşuludur. Yorum yazın, soru sorun, cevaplayalım.


Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 23 Aralık 2017

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın