Şiir Türünün Genel Özellikleri ve Temel Kavramları-2

Şiir Türünün Genel Özellikleri ve Temel Kavramları-2

Edebî sanat: Anlatımı zenginleştirmek, güçlendirmek için söz ve mânâya bağlı anlatım inceliği ve özelliğine denir. Edebiyatımızda kullanılan belli başlı edebî sanatlardan bazıları şunlardır:

1. Benzetme (Teşbih)

Aralarında ilgi bulunan iki kavramdan zayıf olanın güçlü olana benzetilmesiyle yapılır. Tam bir benzetmede dört öge bulunur:

  1. Benzeyen: Birbirine benzetilen kavramlardan nitelikçe güçsüz olanıdır.
  2. Kendisine benzetilen: Benzetilen kavramlardan nitelikçe güçlü olanıdır.
  3. Benzetme yönü: Benzeyenle benzetilen arasındaki ortak özelliktir. Benzetme yönü tek veya çok taraflı olabilir.
  4. Benzetme edatı: Benzeyen ve benzetilen arasında ilişki kuran (gibi, kadar, sanki, tek, andırmak, -layın, -var, -cılayın) edat ya da edat işlevi gören kelime ve eklerdir.

Bunlardan ilk ikisine benzetmenin temel ögeleri, diğer ikisine de benzetmenin yardımcı ögeleri denir. Bir benzetmede eğer dört öge de bulunursa buna tam benzetme denir.

Ah bu türküler

Türkülerimiz

Ana sütü gibi candan

Ana sütü gibi temiz

Yukarıdaki dizelerde, türkülerimiz ile ana sütü arasında ilgi kurularak benzetme sanatına başvurulmuştur. Bu benzetmede dört öge de kullanılmıştır:

Benzeyen; köy türküleri

Kendisine Benzetilen; ana sütü

Benzetme Yönü; candan,temiz

Benzetme Edatı; gibi

Yalnız benzetilen ve kendisine benzetilen ögeleriyle yapılan, benzetme edatı ve benzetme yönüne yer verilmeyen benzetmeye güzel benzetme (teşbih-i beliğ) denir.

Telli turnam sökün gelir                                        

İnci mercan yükün gelir              

Elvan elvan kokun gelir  

Yar oturmuş yele karşı

3. dizede sevgilinin kokusu renk renk sıfatıyla çiçeğe benzetilerek güzel benzetme yapılmıştır.

2. İstiare (Eğretileme)

Bir sözün benzetme amacıyla başka bir söz yerine kullanılmasına denir. Bu sanatta benzeyen ya da benzetilenden yalnızca birisi kullanılır. İki çeşit istiare vardır:

a. Yalnızca benzeyenin söylendiği açık istiare;

Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?

Yüce dağ başında siyah tül vardı.

“Yüce dağ başında siyah tül vardı” dizesinde, siyah tül kelime grubu bulutların yerine kullanılarak istiare sanatı yapılmış. Burada yüce dağ başındaki bulutlar siyah bir tüle benzetilmiş ama sadece kendisine benzetilen bulunduğu için açık istiare vardır diyebiliriz.

b. Yalnızca benzetilenin söylendiği istiareye de kapalı istiare;

Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte

Kar yağıyor üstümüze, inceden. (Ahmet Muhip Dıranas)

Bu dizelerde “kar yağışı” “dörtnala koşan bir at”a benzetilerek kapalı istiare yapılmıştır.

Kapalı istiare ile birlikte daima bir kişileştirme sanatı da vardır. Ancak kişileştirilen varlık ifade edilmez, biz ipuçlarından buluruz.

3. Mecaz-ı mürsel (Ad Aktarması/Düzdeğişmece)

Benzetme amacı güdülmeden, neden sonuç gibi türlü ilişkilerle bir sözün başka bir söz yerine kullanılması sanatıdır.

Kandilli yüzerken uykularda

Mehtâbı sürükledik sularda  (Yahya Kemal Beyatlı)

Bu dizelerdeki “Kandilli” kelimesi “Kandilli semtinde yaşayan halk” anlamında kullanılmıştır. “Yer adı-halk” ilişkisine dayalı bir mecaz-ı mürsel yapılmıştır.

4. Kişileştirme (Teşhis) – Konuşturma (İntak):

Kişileştirme, tabiattaki varlıkları insanlar gibi davrandırma ve canlandırma sanatı; konuşturma ise insan dışındaki varlıkları insan gibi konuşturma sanatıdır. Varlıklar önce kişileştirilir sonra gerekirse konuşturulur. Her intakta bir kişileştirme vardır ama her kişileştirmede bir intak yoktur.

Dinmiş denizin şarkısı, rüzgâr uyumakta

Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta.  (Faruk Nafiz Çamlıbel)

Bu dizelerde rüzgârın uyuması kişileştirme sanatına örnektir.

İmge, anlatılanı daha duygulu ve canlı bir şekilde bir varlığı, kavramı ve durumu anlatmak için onu başka şekiller içinde tasarlamada kullanılır. Sanatçı kendi izlenimlerine göre bir gerçeği yeniden biçimlendirerek imge oluşturur. Hayal gücünü kullanarak bilinmedik sözler bulur ve yeni bir anlatım biçimi ortaya çıkarır. Bilinen sözcüklere farklı anlamlar yüklere ve farklı çağrışımlarda bulunur. Örneğin;

Gökyüzü halime ağlıyor
Kara toprak yorgan oluyor
Gümüş pınarlar kuruyor
Bugün güneş batıdan doğuyor.

“Gökyüzünün ağlaması”, “toprağın yorgan olması”, “pınarların gümüş olması” ve “güneşin batıdan doğması” şairin hayal dünyasının birer yansımasıdır.

Kısaca kalıplaşmış imgelere mazmun denir. Kavramları dolaylı anlatmak için kullanılan nükteli ve sanatlı söze mazmun denir. Genellikle divan edebiyatında kullanılır. Bir şair tarafından ilk defa kullanılan imge, zamanla diğer şairler tarafından da kullanılması o imgeyi kalıplaştırır ve kalıplaşan imge mazmun olur. Örneğin;

Bir bülbül oldum bağında
Yanıp tutuştum aşk dağında
Bir gül açsın gönül bağında…

Şiirde geçen bülbül ile gül aşkına gönderme yapmak için “bülbül” ve “gül” mazmunu kullanılmıştır.

Şiiri diğer edebî türlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de ahenktir. Çünkü anlatılanlar dil bilgisi kurallarından ziyâde(çok) âhenk etrafında bir araya gelir.

Âhenk; dizelerdeki kelimelerin birbiriyle olan uyumudur. Şiirde ritim, ses akışı, ses ve kelime tekrarları ile ahengi sağlarız. Her şiirin kendine özgü bir âhengi vardır.

Ritim, şiirde belirli aralıklarla ortaya çıkan etki, tesir, uyarıcı, vurgu demektir.  Şiirde ritmi ölçü, uyak ve redif sağlar. Edebiyatımızda üç türlü ölçü kullanılmıştır; hece ölçüsü, aruz ölçüsü, serbest ölçü.

Hece Ölçüsü

Hece ölçüsü dizelerdeki hece sayısının eşitliğine dayanır. İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı’ndan bugüne kadar özellikle halk şiirinde yaygın olarak bu ölçüyü kulandık. Dizeler, hece kalıbına göre oluşturulur. Örneğin 8 heceli bir dizenin kalıbı “sekizli”dir. Dizelerin her biri 8 hecelidir. Dizeler iki ya da daha fazla parçalara bölünür. 8’li kalıbı 4+4 ya da 5+3 şeklinde ikiye bölebiliriz. Dizelerin bu bölüm yerlerine “durak” denir. Fakat duraklar belirlenirken kelimeler bölünmez; durak yerleri kelimelerin sonuna getirilir. Örnek verelim:

Ben yürürem / yana yana (4+4)

Aşk boyadı / beni kana (4+4)

Ne akîlem / ne divâne  (4+4)

Gel gör beni / aşk neyledi (4+4)

Aruz Ölçüsü

Aruz ölçüsü: hecelerin açık, kapalı oluşuna dayanır. Bu açık-kapalılık durumu da şudur; Ünsüzle biten heceler uzun (kapalı), ünlüyle biten heceler kısadır (açık). Ölçüyü gösterirken uzun heceler çizgi (-) ile kısa heceler nokta (.) ile gösterilir. Fuzûlî’nin “fâilâtün / fâilâtün / fâilâtün / fâilün” kalıbıyla yazılmış olan “Su Kasidesi”nden örnek gösterelim:

Saçma ey göz / eşkden gön / lümdeki od / lare su

 _ . _ _         / _ . _ _         / _ . _ _      /   _ . _

Kim bu denlü / tutuşan od   / lare kılmaz / çâre su

_ . _ _        / _ . _ _          / _ . _ _       /   _ . _

 

Yukarıda “eşk” kelimesi veya “ki” ekindeki öğrendiğimiz duruma zıt olan durum daha sonra anlatacağımız özellikli durumlardan birisidir. Kelime sonundaki son hece ister açık olsun ister kapalı olsun daima kapalı olarak okunur.

Zihaf(kısma)

Kalıba uydurabilmek için gerektiğinde uzun hecenin kısa olarak okunmasıdır.

İmâle

Kalıba uydurabilmek için gerektiğinde kısa hecenin uzun olarak okunmasıdır.

Med

Kalıba uydurabilmek için gerektiğinde iki kapalı hece arsasında bir açık hece bulunması gerektiğinde yapılır. Med bir hecenin bir kapalı+ bir açık değerinde okunmasıdır.

Serbest Ölçü

Serbest ölçü ise hecelerin arasında daha önceden bir kalıpla belirlenmemiş ama orijinal bir bağlantı içinde oluşturulan ölçüdür. Dizelerin uzunluk ve kısalığı farklıdır. Daha çok Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda kullanılmıştır. Örneğin Orhan Veli’nin ‘‘İstanbul’u Dinliyorum’’ şiiri serbest ölçüyle yazılmıştır:

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor;

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç durmayan çıngırakları

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

Tekrar, dize içinde veya dizeler arasında tekrarlanan harf, hece ve kelimelere dayanan bir edebi sanattır.

Bir dize içinde veya devam eden dizeler arasında aynı ünsüzlerin tekrar edilmesine ‘‘aliterasyon’’, ünlü seslerin art arda tekrar edilmesiyle elde edilen uyuma da ‘‘asonans’’ denir.

Bir diğer sıkça kullanılan ahenk unsuru da kelime ve kelime tekrarlarıdır. Belli aralıklarla kelime gruplarının, dizelerin yinelenmesi ses açısından bir etkileme sağlar. Aynı vakitte bir uyum, bir ritim oluşturur. Nakarat, dörtlük sonlarında tekrarlanan dizelerin oluşturduğu bir ahenk unsurudur.

Şiir Türleri

Konusuna göre şiir türleri; epik şiir, lirik şiir,  pastoral şiir, didaktik şiir, dramatik şiir, satirik şiir olmak üzere altı çeşide ayrılır. Şairlerin tercihleri ve sanat anlayışları vb. nedenlerle birden fazla şiir türünü tek bir şiirde tercih edebilir.

1.Lirik Şiir

İçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür. Akıldan çok hayal gücüne, duygusallığa hitap eder. Gurbet, ayrılık, hasret, aşk gibi temalar işlenir. Örneğin;

Nerdesin

Geceleyin bir ses böler uykumu,

İçim ürpermeyle dolar: – Nerdesin?

Arıyorum yıllar var ki, ben onu,

Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.   (Ahmet Kutsi TECER)

2.Didaktik Şiir

Belli bir düşünceyi aşılayan ya da belli bir konuda öğüt, bilgi , ahlaki bir ders çıkarma amacıyla yazılan öğretici nitelikteki şiirlerdir. Bu tarz şiirler duygu değil düşünce ağırlıklıdır.

Gitme, ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:

Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım:

Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim, bilmem ki?

Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!..

Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan,

Yatıyor şimdi… Nasıl yerlere geçmez insan?

Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,

Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu! (Mehmet Akif ERSOY)

3.Epik Şiir

Savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi konularını işleyen ya da tarihsel bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen şiirlere denir. Epik şiirde olağanüstü olaylara yer verilebilir.

Bir Yolcuya Dur yolcu!

Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.  (Necmettin Halil ONAN)

4.Pastoral Şiir

Doğa güzelliklerini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını ve bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Sade, süssüz ve içtenlik taşıyan bir dille yazılır. Doğa manzaralarını monolog biçiminde anlatan pastoral şiirlere “İdil”, konuşma biçiminde yazılanlara ise “Eglog” denir.

Bingöl Çobanları

Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.

Bu dağların eskiden âşinasıdır soyum,

Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.

Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların

Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,

Her gün aynı pınardan doldurur destimizi

Kırlara açılırız çıngıraklarımızla…  (Kemalettin KAMU)

5.Dramatik Şiir

Dramatik konuları işleyen şiir türüdür. Genellikle acıklı, hüzünlü olayları anlatan harekete dayalı, manzum tiyatro yapıtlarıdır.

Gelinlik Kızın Ölümü

Salâ verilirken kalktık kahveden,

Cumaydı, yılın en beklemiş günü,

Yemeni gibi üstünde tabutun,

Gölge veren ağaçsız bir gökyüzü.

Kızın babası yanımızda, boyu uzun,

Zayıf, ağzında mırıltılar. (Melih Cevdet ANDAY)

6.Satirik Şiir

Toplum hayatındaki bozuklukları, düzensizlikleri; yöneticilerin beceriksizliklerini, insan hayatındaki kişilerin istenmeyen yönlerini eleştirmek vs. amacıyla yazılan şiirlerdir. Bu tür şiire güldürü unsuru katılabilir, didaktik yönü de olabilir ancak amaç öğüt vermek, bilgilendirmek değildir. Divan şiirindeki hicivler, halk şiirindeki taşlamalar ve modern şiirdeki yergiler bu türün örnekleridir.

Adamın Biri

Çifte koştuğun öküzler,

Senin kadar yorgun değil kardaş!

Sen ki kış ve yaz düşünceli

Sen ki kış ve yaz yalınayak!   (Cahit KÜLEBİ)

Manzume ve Şiir

Ölçülü ve uyaklı söz dizisine nazım denir. Nazım biçiminde yazılmış eserlere “manzum eser”, kısa nazım parçalarına da “manzume” denir. Estetik kaygı taşıyarak yazılan nazım parçalarına (manzumelere) ise şiir denir. Her şiir bir manzumedir ancak her manzum eser şiir değildir. Şiiri, düzyazıdan ayıran özellik ölçü, mısra, ahenk gibi unsurlara sahip olmasıdır.

  1. Metin OTEL ODALARI

Bir merhamettir yanan, daracık odaların

İsli lâmbalarında, isli lâmbalarında

Kulak verin ki zaman, tahtayı kemiriyor,

Tavan aralarında, tavan aralarında.

Ağlayın âşinasız, sessiz can verenlere,

Otel odalarında, otel odalarında                   (Necip Fazıl Kısakürek)

 

  1. Metin SEYFİ BABA

Geçen akşam eve geldim. Dediler:

Seyfi Baba Hastalanmış, yatıyormuş

Nesi varmış acaba?

– Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.

– Keşki ben evde olaydım… Esef ettim, vah vah!

Bir fener yok mu, verin… Nerde sopam? Kız çabuk ol!

Gecikirsem kalırım beklemeyin…

Zira yol hem uzun hem de bataktır…                                   (Mehmet Akif Ersoy)

 

1.metin şiir, 2. metin ise manzumedir. 1. metin şiir, 2. metin ise manzumedir. “Otel Odaları” şiirinde şair yalnızlık temasını işlemektedir. Bu şiirde bireysellik, duygusallık ve çağrışım vardır. “Seyfi Baba” ise 1. metnin aksine bir olay anlatılmaktadır. Söz konusu olay bu metinde, hikâyelerde olduğu gibi düzyazı (nesir) hâlinde değil de dizeler hâlinde (nazım) ve kafiyeli, uyaklı bir şekilde anlatılmaktadır. Tıpkı hikâyelerde olduğu gibi manzumelerde de olay örgüsü, şahıs, zaman, mekân unsurları görülür. Manzume ile şiir arasındaki benzerlik farklılıklar şunlardır:

BenzerliklerHer ikisi de dizeler halinde yazılır.

Her ikisinde de ahenk ve ritim unsurları (ölçü,kafiye,redif…) kullanılır.

FarklılıklarŞiirlerde olay örgüsü ve öğretici özellik yoktur. Ancak manzumelerde öğretici özellik bulunur, yaşanmış ya da yaşanabilecek bir olay vardır.

Manzume, anlatmaya bağlı edebî metinler içinde sayılırken şiir coşku ve heyecan dile getiren metinlerdir.

Kelimeler, manzumelerde genellikle gerçek anlamları ile kullanılırken şiirde yan ve mecaz anlamda kullanılır.

Manzumeler nesir şeklinde dönüştürülebilir ancak şiirler dönüştürülemez.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Mobil Uygulamamızı İNDİRİN!

Açık Lise Yazı ve Haberler

Doğru soru sormak, doğru cevaplara ulaşmanın ilk koşuludur. Yorum yazın, soru sorun, cevaplayalım.


Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 21 Eylül 2019

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın