Roman

Roman nedir, türleri nelerdir, romanın yapı unsurları nelerdir?

Roman Türünün Genel Özellikleri



Roman, hem bir tür hem de bir anlatım biçimidir. Yaşanmış ya da yaşanabilir olayların insan, yer ve zaman çerçevesi içinde anlatıldığı edebî metin türüdür. Modern zamanların bir anlatı türü olan romanın kendine özgü bir mantığı, yapısı ve kurgusu vardır.

Roman türünün ilk örneğini XVI(16). yüzyılda İspanyol yazar Miguel de Cervantes (Mişel dö Servantes), Don Kişot adlı eseriyle vermiştir.

Türk edebiyatında ilk çeviri roman örneği; Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği “Telemak” adlı eserdir. İlk Türk romanı ise Şemseddin Sami’nin “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” adlı eseridir.

İlk yazılan romanlar kimi zaman Batılı örneklerin taklitleri olarak görülebilir. Bu ilk dönem yazarları daha çok Fransız romantizm akımını örnek almışlardır. Bu nedenle dönemin romanlarında daha çok romantik aşklar ve yanlış Batılılaşma ana tema olarak ön plana çıkmaktadır. Dönemin bazı önemli romanları şunlardır: Recaizade Mahmud Ekrem’in “Araba Sevdası”, Namık Kemal’in  “İntibah” ve Ahmet Mithat Efendi’nin  “Felatun Bey ve Rakım Efendi” …

Servet-i Fünun Edebiyatı Dönemi’nde ilk usta romanlar ve usta yazarlar kendilerini gösterir. Bu yazarlar aşk ve acıma gibi konuları işlerler. Halit Ziya Uşaklıgil bu dönemin en önemli romancısı sayılır. Uşaklıgil’in “Aşk-ı Memnu” adlı romanı günümüzde de en başarılı Türk romanlarından biri olarak kabul edilir.

1910’dan sonra millî duyguların ağır basmasıyla birlikte millî romanlar yazılmaya başlar. Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye, Reşat Nuri Güntekin’in  “Çalıkuşu” adlı romanları bu dönemin örneğidir. Bu romanları, ulusal modernleşme hareketinin etkisiyle “köy romanı” takip eder. 1960 sonrasında ise toplumcu romanlar yazılmaya başlanır.

Konularına Göre Roman Türleri



  1. Sosyal Roman: Toplum sorunlarını konu alan romanlardır. Bu romanlar; olaylara bilimsel verilerle yaklaşan “tezli roman”; toplumdaki inanç ve gelenekleri anlatan “töre romanı” ve olayları eleştiren “yergi romanı” olarak üçe ayrılır.

Victor Hugo “Sefiller”, Emile Zola “Meyhane” adlı romanlar tezli romanlara; Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı romanı yergi romanına, Halide Edip Adıvar’ın “Sinekli Bakkal” romanını ise töre romanına örnektir.

  1. Tarihî roman: Konularını tarihten, tarihe mal olmuş kişilerden alan romanlardır.

İlk örneği Walter Çat’ın (Voltır Skat) “Vaverley” adlı eseridir. Türk ve dünya edebiyatında; Gogol “Toros Bulba”, Victor HugoNoturdam de Paris”, Alexander Dumas “Monte Cristo” ve “Üç Silahşörler”, Namık Kemal “Cezmi”, Tarık Buğra “Küçük Ağa”, Kemal Tahir “Devlet Ana”… bu türde romanlardır.

  1. Macera (Serüven) romanı: Günlük yaşamda her zaman rastlanmayan, şaşırtıcı, sürükleyici, esrarengiz olayları anlatan romanlardır. Bu tür romanlar “polisiye ve egzotik romanlar” olarak ikiye ayrılır.

Agahta Christie “Sessiz Tanık”, Ahmet Ümit “Bab-ı Esrar”, Piyer Loti “İzlanda Balıkçısı”, Jules Verne “İki Sene Mektep Tatili”, Daniel Defoe “Robinson Crouse”, Ahmet Mithat Efendi “Hasan Mellah”, Peyami Safa “Cingöz Recai” adlı eserler örnektir.

  1. Psikolojik roman: Ruhun derinliklerine inerek bilinçaltındaki gizemli isteklerin açığa vurulduğu romanlardır.

İlk örneği, Madame De La Fayette’nin “Prencesse De Clevs” adlı romanıdır. Dostoyevski “Suç ve Ceza”, Mehmet Rauf “Eylül”, Peyami Safa “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” gibi eserleri örnektir.

Romanın Yapı Unsurları



  1. Olay: Romanda yaşanan ya da yaşanabilir olaylar ele alınabilir. Olaylar birbirini destekleyen sebep-sonuç ilişkisi içinde gelişme gösterir. Ancak klasik romanlarda olduğu gibi olaylar, her zaman kronolojik sıra içinde ileriye doğru olmayabilir.
  2. Zaman: Romanda olay/olaylar mutlaka bir zaman dilimi içerisinde geçer. Bütün romanlar insanı tek başına değil, başka insanlarla ilişkisi bulunan, geçmişi ve geleceği olan bir varlık olarak ele alır. Buna göre romanlarda zaman; geçmiş, içinde bulunulan an ve gelecek olmak üzere üç boyutuyla ele alınır.
  3. Mekân: Mekân, romanda olayların geçtiği yerdir. Bir şehir, mahalle vb. geniş mekânlarda veya okul, apartman dairesi gibi dar mekânlarda da geçebilir. Bunun yanında tamamen gerçek dışı mekânlarda geçen romanlar da vardır. Bilim kurgu romanlarının çoğu hayali bir coğrafyada geçer.
  4. Kişiler: Roman kişiler üzerine kurulur. Kişiler, toplumda rastlayabileceğimiz niteliktelerdir. Olaylar içinde yer alan bütün bu canlı cansız varlıklara şahıs kadrosu adı verilir. Örneğin; Peyami Safa’nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” romanında “hastane koğuşu” ve “hastalık”, “Matmazel Noralya’nın Koltuğu”nda ise cansız bir nesne olan “koltuk” şahıs kadrosu içinde yer alır. Romanda kişiler, birbirlerinden ayrı değil, daima birbirlerine bağlı olarak hareket ederler ve olaylar içindeki oynadıkları role göre romanda yer alırlar.

Kişiler; tip ve karakter olmak üzere iki gruba ayrılır.

Tip; bir özelliği öne çıkarılarak abartılan, belli bir toplumsal davranışın veya fikrin sözcüsü, temsilcisi olan roman kişisidir. Tip ferdi ya da benzersiz değil, geneldir. Bir devrin veya grubun ortak özelliklerini kendinde toplar.

Karakter; dış davranışından çok iç yaşantısıyla beliren kişidir. Bu yüzden kişinin yüzeyini değil derinliğini, psikolojik yapısını verir.

TİP;KARAKTER;
Tek bir özellik taşır.

Bulunduğu toplumun izlerini ve özelliklerini taşır.

Dramatik aksiyondan ya da çatışmalardan etkilenmez.

Değişmez ve gelişemez, tüm hikâyede aynı görevi üstlenir.

Dürüstlük, adil olma, şahsi menfaatlerini toplumun çıkarlarının gerisine atma… gibi özelliklere sahiptir.

Birçok özelliği ve boyutları vardır.

Kendine özeldir.

Dramatik aksiyonun en önemli ögesidir.

Dramatik aksiyon ve çatışmalardan etkilenir.

 

 

 

Konu: Romanda ele alınan, üzerinde durulan düşünce, durum veya sorun metnin konusudur. Konu, somut bir durumu veya sorunu ifade eder. Örneğin; “Fatih-Harbiye” romanında konu, Neriman’ın iki farklı mekân çevresinde başından geçen olaylardır.

Tema: Bir metindeki temel duygu veya kavram “tema” olarak adlandırılır. Temaları ifade eden kavramlar soyuttur. Örneğin yalnızlık, aşk, umut, yaşama sevinci gibi kavramlar bir romanda tema olarak işlenebilir. Tema, romanlarda çatışma ile birlikte ele alınmalıdır. Örneğin; “Fatih-Harbiye” romanında tema, Neriman’ın yaşadıkları çevresinde işlenen Doğu-Batı çatışmasıdır.

Çatışma: Romanlarda farklı düşüncelere, özelliklere sahip olmaktan veya hayat tarzından dolayı yaşanan anlaşmazlık durumlarına “çatışma” denir. Edebî metinlerde çatışmalar genellikle birbirine zıt kavramlar, değerler çerçevesinde oluşur. Romanlarda Doğu-Batı, geleneksel ile modern, iyi ile kötü… yaşam tarzları ve düşüncelerle karşı karşıya getirilirler.

Örtük ileti: Bir yazarın metnin içine yerleştirdiği bilgilerden yola çıkarak okurun; çıkarımlarda bulunmasına yani söylenmemiş olanı sezmesine denir. Örtük iletilerde amaç, okuru işin içine katmak söylemediği kısımları ona tamamlatmaktır.

Romanda Anlatıcı ve Bakış Açıları

Her edebî eserde olduğu gibi romanda da üslup ve anlatım son derece önemlidir.

  1. Hâkim Bakış Açısı (İlahi/Tanrısal bakış açısı), Üçüncü Tekil (O) Anlatıcı

Yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan her şeyi bilir, görür ve duyar. Kahramanların gönlü veya kafasından geçenleri okumaya kadar uzanır. Anlatıcı, anlattığı olayların dışında durur, her şeyi gören-bilen durumundadır. Üçüncü tekil şahıs ağzıyla konuşur. Yazarın dilini kullanır bu nedenle “yazar-anlatıcı” da denir.

  1. Kahraman Bakış Açısı, Birinci Tekil (Ben) Anlatıcı

Kahraman anlatıcı, aynı zamanda olay örgüsünün bütün yükünü üstlenen asıl kahraman olabileceği gibi daha da geri planda yer almış kahramanlardan biri de olabilir. Her zaman kendi yaşadıkları, bildikleri, duydukları ve hissettiklerini öne çıkarır.

Kahraman anlatıcının olduğu metinler, çoğunlukla “otobiyografik” karakterlidir. Yazar, kendi dil ve üslubunu kullanır ve birinci tekil şahıs ağzıyla konuşur.

Okuyucu ile daha sıcak, samimi ve inandırıcı bir diyalog kurmasıyla okuyucuya daha yakındır. Özellikle eserin hatıra defteri, günlük, mektup tarzında kaleme alınması, bu etkiyi daha çok güçlendirir.

  1. Gözlemci Bakış Açısı (Ben ya da O) Anlatıcı

Gözlemci anlatıcı, tarafsız bir şekilde okuyucuya olayları nakleder. Bir “yansıtıcı” konumundadır. Çok daha az bilgilidir. Onun bilme, görme, duyma yetenekleri geçmiş ve geleceğe uzanmadığı gibi kahramanların ruh hâllerine de yetişemez. Hem üçüncü tekil hem de birinci tekil olabilir.

Romanda Kullanılan Anlatım Teknikleri

Kurmaca bir dünya oluşturulmasında ve yazarın anlatmak istediklerini iletmesinde kullanılan bazı teknikler anlatıma; çeşitlilik, dinamizm ve derinlik kazandırır. Romanda olay veya durumların etkili bir biçimde anlatılabilmesi veya okurun gözünde canlandırılabilmesi için çeşitli anlatım teknikleri kullanılır.

Anlatma (Tahkiye): Bu teknik, hâkim bakış açısı ile oluşturulur. Yani anlatıcı kahramanlardan birisi değildir. Anlatmaya bağlı metinlerde başvurulan temel anlatım tekniklerinin en eskisidir. Okuyucuyu, uzak geçmişe de götürebilir. Anlatma yönteminin roman metni içinde oldukça geniş bir yeri vardır. Örneğin;

“Neriman buradan hemen her geçişinde bu sözü hatırlıyor ve gülümsüyordu. Çantasındaki esans şişesini doldurmak vesilesiyle mağazaya girdiler. Bütün eşyanın iliklerine işlemiş hafif bir güzel koku.” (Fatih-Harbiye)

Gösterme: Bu yöntemde roman kişilerinin iç dünyalarının verilmesi amaçlanır. Gösterme yöntemi, sadece figürlerin psikolojik boyutlarını aktarmak, net bir anlatımla sunmak işlevini gerçekleştirir. Anlatıcı bu yöntemde kendini devre dışı bırakır. Okuyucuyu anlattığı figür ile karşı karşıya getirir. Örneğin;

“–Öf… Bu elimdeki ut da sinirime dokunuyor, kıracağım geliyor. Şunu Şamlı ’ya bırakalım. Bunu benim elime nereden musallat ettiler?” (Fatih-Harbiye)

Özetleme: Bu teknik, çok uzun süren bir zamanın kısa anlatımıdır. Zaman atlaması ve genellemeler çevresinde oluşur. Kısaca uzun bir zaman diliminde yaşanmış olayların ayrıntıdan arındırılarak ana hatlarıyla ve kısaca ifade edilmesidir. Örneğin;

“Yedi sene! Siyah saten gömlekli siyah başörtülü kız. O vakit böyle koşmazdı. Liseden çıkar ve Süleymaniye’nin köşesinde görünürdü. Kolunda çantası, başı önüne eğilmiş, gözlerinde korku ve dudaklarında tebessüm, Şinasi’nin yaklaştığını görünce korkusu giden ve sevinci artan gözleriyle yere bakar, hafifçe kızarırdı. Sonra yan yana, hiç konuşmadan, epey yürürler ve buluşmanın ilk zevkini bu sükût içinde daha çok hissederlerdi.” (Fatih-Harbiye)

Geriye dönüş: Kahraman olmayan anlatıcı tarafından ilahi bakış açısıyla ya da kahramanın bir diyalog aracılığıyla kendi geçmişini kendi bakış açısıyla aktarmasıdır. Roman karakterlerinin bir şeyler hatırlamaları bu anlatım tekniğiyle verilir. Bunun yanında olayların arka perdesiyle ilgili bilgiler verdiği için gelecekte olabilecek olaylar ya da kişilerin konumlarıyla ilgi fikir edinmemizi de sağlar. Örneğin;

“Yıldız dolu, berrak bir yaz gecesini hatırladılar. Ağustos ortasında, sıcak bir geceydi. Suyu çekilmiş derede çerçiyle bastırmışlardı.” (Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde)

İç çözümleme: Anlatıcı ve onun hâkim bakış açısıyla kurulur. Bu teknikte anlatıcı, karakterin zihnine rahatça nüfuz eder. Onun düşüncelerini “diye düşündü” şeklinde edilgenleştirerek anlatır. Ayrıca karakterin düşüncelerini davranışlarıyla aynı anda da verebilir. Bu teknikle karakterin iç dünyası okuyucuya aktarılır. Karakterin duyguları ve düşüncelerindeki değişimler bu teknikle verilir. Örneğin;

“Balo! Neriman Löbon’dan çıkıp Fatih’e gelinceye kadar hep bunu düşündü. Balo! Muhakkak gitmeli. Fakat izin meselesi, para meselesi, tuvalet meselesi, Şinasi meselesi…”(Fatih-Harbiye)

Bilinç akışı: Bu teknikte karakterin aklından geçen düşünceler bütün karmaşıklığıyla ve herhangi bir sıra olmadan okuyucuya verilir. Cümleler genellikle uzun ve karmaşık olur. Dil bilgisi kurallarına, çoğu zaman imlaya bile gerek duyulmaz. Örneğin;

“…resim yapmayı sevdiğim halde denizin mavisini bilmezdim yaprağın yeşilinin her mevsimde değiştiğine dikkat etmemiştim seni tanıdıktan sonra o güne kadar tabiat resmi yapmayı sevmediğim halde bir ağaç bir yaprak küçük bir ot bile çizmiş olmadığım halde ve daha çok kitaplardan kopyalar yapmakla yetindiğim halde ve insan resimlerini fotoğraflardan kareyle büyütmeyi kolayıma geldiği için tercih ettiğim halde seni tanıdıktan sonra gözleri yeni açılmış bir küçük hayvan gibi çevreyi şaşkın ve hayran bakışlarla insanı ve insan olmayanı ayırmadan incelemeye başladım…” (Oğuz Atay, Tutunamayanlar)

Parodi (Yansılama): Mizah oluşturmanın temel unsurlarından biri olan parodi; metinler arasılık yoluyla aktarılan metin yoluyla gülünç ve mizahi bir durum oluşturmayı sağlayan anlatım tekniğidir. Yazar, daha önceden yazılmış bir metni gülünçleştirerek yeniden ele alır.

Murathan Mungan’ın “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” masalından yararlanarak “Yedi Cücesi Olmayan Bir Pamuk Prenses” adlı hikâyesinde geçen “Pamuk Prenses ’in yaşlanması” bölümünü parodiye örnek verebiliriz.

Pastiş (Öykünme): Bu teknik, bir yazarın dil ve anlatım özellikleri, sözleri taklit edilerek gerçekleşir. Bir başka deyişle bir yazarın dil ve anlatım özelliklerine, alay etmek amacıyla onu çağrıştıran bir biçimde öykünmedir. Pastiş, komik olabilir ama taklit edilen orijinal eser komedi olmadıkça güldürme hedeflenmez. İki teknik arasındaki fark; parodide içeriğin, mizahi olabilecek şekilde; pastişte ise üslubun, çoğunlukla ciddi bir şekilde taklit edilmesidir.

Latife Tekin’in destan, halk hikâyesi, masal gibi geleneksel Türk anlatı türlerine özgü ögeleri bütüncül bir genişlikte kullandığı “Sevgili Arsız Ölüm” adlı romanında pastiş tekniğine örnektir.

İroni: Söylenmek istenen şeyin tersini söyleyerek eleştirmektir. Yazarlar metinlerinde doğrudan eleştiri yapmak yerine ironi ile dolaylı eleştiri yapmayı tercih ederler. Saçma gelen şeyleri normalmiş gibi anlatarak bunun tersini düşünmemizi amaçlarlar.

“Bir varmış, bir yokmuş. Pamuk Prenses, Yedi Cücesi Olmayan Bir Pamuk Prensesmiş. Bu yüzden hayatta en büyük emeli Yedi Cüceye sahip çıkmakmış (…)Kapısında Beyaz Atlı Şehzadelerin bini bir paraymış.” (Murathan Mungan, Yedi Cücesi Olmayan Bir Pamuk Prenses)

Hikâye-Roman Farkı

Sonraki Konu için: Türk Dili ve Edebiyatı 2 Konu Başlıkları

AÖL Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testleri

Açık Lise (542) Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testi (Temmuz 2019)

Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testi (Nisan 2019)

Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testi (Aralık 2018)

Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testi (Temmuz 2018)

Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testi (Nisan 2018)

Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testi (Mart 2018)

Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testi 3

Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testi 2

Açık Lise Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testi 1

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Mobil Uygulamamızı İNDİRİN!

Açık Lise Yazı ve Haberler

Doğru soru sormak, doğru cevaplara ulaşmanın ilk koşuludur. Yorum yazın, soru sorun, cevaplayalım.


Etiketler: , , ,
Eklenme Tarihi: 4 Ekim 2019

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın